içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Gagavuzya’da Bir Türk Milliyetçisi: Mihail Çakır ve Atatürk’ün Sessiz Desteği

Gagavuzya’da Bir Türk Milliyetçisi: Mihail Çakır ve Atatürk’ün Sessiz Desteği

Divitimden Damlayan

Yaşar KOÇ |Yönetim ve Strateji Uzmanı

 

bursa escort bursa escort bayan bursa escort bayan

Tarih bazen en büyük kahramanlarını sessiz coğrafyaların derinliğinde saklar. Ne devrim çığlıkları atar ne büyük zafer marşları...

Ama o sessizlikte büyüyen bir inanç, bir dil ve bir kimlik olur. Tıpkı Gagavuzya’da, yıllarca kendi halkına Türkçeyi öğretmek için köy köy gezen Mihail Çakır gibi.

1861’de Besarabya’nın Çadır-Lunga köyünde doğan Mihail Çakır, sadece bir Ortodoks din adamı değil; aynı zamanda bir Türk milliyetçisi, kültür adamı, eğitimci, yazar, tarihçi ve şairdir.

Onun hayatı, bir halkın dilini kaybettiğinde kimliğini de kaybedeceğini bilen bir bilge adamın ömrünü buna adamasının öyküsüdür.

 

Dili Yaşatmak, Kimliği Korumaktır

Çakır, Gagavuz Türklerinin Türkçeyle bağının kopmasının, onları tamamen yabancılaştıracağına inanıyordu. Bu nedenle, 40 yıl boyunca durmaksızın köy köy dolaşarak çocuklara ve gençlere Türkçeyi öğretti.

Ancak her yere yetişemeyeceğini fark ettiğinde, gözünü Anadolu’ya, Türkiye’ye çevirdi.

1931 yılında, Bükreş’e büyükelçi olarak atanan Hamdullah Suphi Tanrıöver ile temasa geçti. Onun aracılığıyla, Mustafa Kemal Atatürk’e bir yardım çağrısı gönderildi. Bu çağrı, karşılıksız kalmadı. Atatürk, Gagavuz Türklerinin bu sessiz direnişini duydu ve el uzattı.

 

Atatürk’ten Gagavuzya’ya Sessiz Bir El

Atatürk, Mihail Çakır’ın bu çabasını takdirle karşılayarak bölgeye 30 Türkçe öğretmeni gönderdi. Bununla da yetinilmedi; 300 Gagavuz genci Türkiye’ye getirilerek üniversite eğitimi alması sağlandı.

Üstelik Mihail Çakır’a da yaptığı hizmetlerden dolayı özel bir takdir belgesi ve “Türklüğe Üstün Hizmet Nişanı” gönderildi.

Bugün bile bu olaydan kaç kişinin haberi vardır? Bu coğrafyada, inancımızı mezhepçilikle değil milletçilikle yoğurmayı bilen bir Hristiyan din adamının, Türkiye’deki kimi sözde aydın ve yobazlardan daha çok Atatürkçü bir duruş sergilediği kaç kişiye anlatılmıştır?

 

Eğitimle Direnişin Temelini Atmak

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in 13 yıllık büyükelçiliği döneminde 26 Türkçe okul açılmış, Türkiye’den getirilen kitaplar bu okullarda okutulmuş, başarılı öğrenciler Türkiye’ye gönderilmiştir. Bu, sadece bir kültürel yardım değil; bir kimliğin ayakta kalma mücadelesine verilen hayati bir destektir.

1936 yılında Kişinev’e giden Yaşar Nabi Nayır, Mihail Çakır’la tanışmış ve onun hakkında “Balkanlar ve Türklük” adlı eserinde övgü dolu satırlar kaleme almıştır.

Çakır, yalnızca kitaplar yazmadı; 34 eseriyle bir milletin hafızasını diriltti. “Gagavuzların Tarihi ve Etnografik Özellikleri” adlı eseri, bu anlamda bir kültürel manifestodur.

 

İnançla Kimliğe Direnen Bir Ruh

Mihail Çakır’ın eserlerinin büyük bölümü dinî içeriklidir. Bunun nedeni, kilise dili üzerinden Gagavuzlara dayatılan asimilasyon politikalarına karşı Türkçeyi ibadet dili hâline getirme çabasıdır.

Bulgar ve Rum kiliselerinin etkisini kırmak için İncil’i Türkçeye çevirdi; çünkü biliyordu ki Türkçesiz bir Gagavuz, Türklüğünden kopar.

Ve tam da bu noktada durup düşünmek gerekir:

Türkiye’de kimi çevreler Atatürk düşmanlığı yaparken, Türk düşmanlığını din kisvesiyle beslerken; bir Hristiyan papaz, Gagavuzya’da Türklüğü yeniden ayağa kaldırıyordu. Gerçek irade, inançla kimlik arasında köprü kurabilenlerin elindedir; tıpkı Mihail Çakır’da olduğu gibi.

 

Tarihin Sessiz Kahramanları

Mihail Çakır, yalnızca Gagavuzlar için değil; Türk dünyasının ortak hafızasında yer alması gereken bir şahsiyettir. Onun Atatürk’le kesişen kaderi, bizlere, millet olmanın sadece vatanda değil; dilde, kültürde, bilinçte ve dayanışmada da var olduğunu göstermektedir.

Gagavuzya’da bir Hristiyan din adamı, can çekişen Türklüğü ayağa kaldırdıysa; bizlerin bugünkü konfor alanlarımızda neyi savunup neyi unuttuğumuzu tekrar düşünmesi gerekir.

 

Yaşar KOÇ

04 Ağustos 2025

Tarih: 04-08-2025

FACEBOOK YORUM
Yorum