-
İsmail Cingöz
Tarih: 05-06-2026 15:51:00
Güncelleme: 05-06-2026 16:03:00
Birleşmiş Milletler (BM), İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulmuş en kapsamlı küresel örgüttür. Ancak 21. yüzyılda değişen güç dengeleri, büyük güç rekabeti, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yapısal tıkanıklığı ve örgütün mali bağımlılıkları BM’nin etkinliğini ciddi biçimde tartışmalı hâle getirmiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin gibi en büyük mali katkı sağlayıcılarının aidat ödemelerinde gecikmeye gitmesi veya ödemeleri siyasi baskı aracı olarak kullanması, BM’nin yalnızca mali değil, aynı zamanda kurumsal ve siyasi bir kriz içinde olduğunu göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: BM, ABD, Çin, Reform, Küresel Yönetişim.
1. Giriş
BM, 1945 yılında uluslararası sistemde savaşları önlemek, devletler arası iş birliğini geliştirmek ve küresel barışı kurumsal güvence altına almak amacıyla kurulmuştur. Ancak örgütün kuruluş mantığı, dönemin güç dengelerine göre şekillenmiş; ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’ya Güvenlik Konseyi’nde daimî üyelik ve veto hakkı verilmiştir. Bu yapı, Soğuk Savaş döneminde dahi tartışmalı olmakla birlikte, 21. yüzyılda çok daha ciddi bir meşruiyet sorununa dönüşmüştür.
Bugün BM’nin karşı karşıya olduğu kriz üç boyutludur: Birincisi, Güvenlik Konseyi’nin veto sistemi nedeniyle karar alma mekanizmasının kilitlenmesi; ikincisi, örgütün finansmanında birkaç büyük devlete aşırı bağımlı hâle gelmesi; üçüncüsü ise küresel krizlerde BM kararlarının yaptırım gücünün zayıflamasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir dile getirdiği “Dünya Beşten Büyüktür” söylemi, bu yapısal soruna yöneltilmiş en dikkat çekici siyasi itirazlardan biri hâline gelmiştir.[1]
2. BM’nin Mali Yapısı ve ABD-Çin Bağımlılığı
BM’nin düzenli bütçesi üye devletlerin ekonomik büyüklüklerine göre belirlenen zorunlu katkı paylarıyla finanse edilmektedir. ABD, düzenli bütçede yüzde 22 ile en yüksek katkı oranına sahip ülkedir. Çin ise son yıllarda ekonomik yükselişine paralel olarak payını yüzde 20’ye yükselterek BM bütçesinde ikinci büyük katkı sağlayıcı konumuna gelmiştir.[2] [3]
Aidatların, ülkelerin ekonomik gücüne göre belirlendiğini Alman Kalkınma ve Sürdürülebilirlik Enstitüsünde (IDOS) BM Finansmanı Uzmanı Ronny Patz, en yüksek katkı payının yüzde 22 ile ABD'ye ait olduğunu, Çin'in ise son yıllarda payını yüzde 20'ye yükselttiğini belirtmiştir.[4]
Bu durum ilk bakışta BM’nin küresel temsiliyetini güçlendiriyor gibi görünse de pratikte örgütü iki büyük gücün mali ve siyasi tercihlerine bağımlı hâle getirmektedir. ABD’nin aidatlarını geciktirmesi veya azaltması, BM’nin nakit akışını doğrudan zora sokmaktadır. Çin’in gecikmeli ödeme yapması ise Pekin’in BM içinde artan nüfuzunu mali kaldıraçla desteklediği yönünde değerlendirmelere yol açmaktadır.[5]
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, 193 üye devletten yalnızca 36'sının 2026 yılı aidatlarını zamanında ödediğini, ödenmemiş aidat miktarının 1,57 milyar dolara ulaştığını ve örgütün “yakın tarihte bir mali çöküş” riskiyle karşı karşıya bulunduğunu açıklaması dikkat çekicidir. BM verilerine göre ABD, yaklaşık 2 milyar 196 milyon dolarlık borçla en büyük borçlu ülke konumunda bulunurken, 38 milyon dolarlık borçla Venezuela ikinci sırada yer almaktadır. [6] Bu tablo, BM’nin mali sürdürülebilirliği konusunda ciddi bir kırılganlığa işaret etmektedir. Özellikle örgütün bütçesinin önemli bölümünün sınırlı sayıdaki büyük güçler tarafından finanse edilmesi, küresel operasyonların devamlılığını doğrudan etkileyebilecek bir risk oluşturmaktadır. Dolayısıyla BM'nin karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca teknik veya mali bir bütçe açığı meselesi olarak değerlendirilemez; aynı zamanda küresel yönetişim sisteminin büyük güçlerin siyasi tercihleri ve mali katkılarına ne ölçüde bağımlı hâle geldiğini ortaya koyan yapısal bir kriz niteliği taşımaktadır.
3. Mali Krizin Kurumsal Sonuçları
BM’nin aidat krizleri; personel azaltımı, program kesintileri, barışı koruma operasyonlarının zayıflaması, insani yardım kapasitesinin düşmesi ve bazı ofislerin küçültülmesi gibi sonuçlar doğurmaktadır. Genel Sekreter Antonio Guterres’in son dönemde yaptığı reform çağrıları, BM’nin mevcut mali yapısının sürdürülemez olduğuna işaret etmektedir.[7]
Bu tablo özellikle barışı koruma operasyonları açısından önemlidir. BM, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar birçok bölgede doğrudan askeri müdahale gücüne sahip olmamakla birlikte, barışı koruma misyonları üzerinden istikrar sağlayıcı rol üstlenmektedir. Ancak büyük ülkelerin ödemelerini geciktirmesi, bu operasyonlara asker gönderen ülkelerin geri ödemelerini de geciktirmekte ve sahadaki operasyonel kapasiteyi zayıflatmaktadır.[8]
Dolayısıyla ABD ve Çin’in aidat politikaları, yalnızca New York’taki BM merkez binasının bütçesini değil; Afrika’daki, Ortadoğu’daki ve kriz bölgelerindeki milyonlarca insanın güvenliğini de etkilemektedir.
4. Güvenlik Konseyi Krizi ve “Dünya Beşten Büyüktür” Yaklaşımı
BM sisteminin en temel açmazı Güvenlik Konseyi’nin yapısıdır.[9] Beş daimî üyenin veto hakkı, uluslararası hukukun evrenselliğini büyük güçlerin siyasi tercihine bağımlı hâle getirmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail-Filistin meselesi, Suriye krizi ve birçok bölgesel çatışmada BM’nin etkisiz kalması, bu yapısal sorunu daha görünür hâle getirmiştir.
Türkiye’nin “Dünya Beşten Büyüktür” yaklaşımı, yalnızca bir siyasi slogan değil; küresel sistemin temsil, adalet ve meşruiyet krizine yönelik stratejik bir itirazdır. Bu yaklaşımın temel iddiası şudur: 1945’in güç dengeleriyle 21. yüzyılın dünyası yönetilemez. Afrika, Latin Amerika, İslam dünyası, Türk dünyası ve yükselen Asya güçleri BM karar mekanizmalarında daha adil temsil edilmelidir.
Bu nedenle BM reformu tartışması yalnızca teknik bir konu değil; yeni dünya düzeninin nasıl kurulacağına ilişkin jeopolitik bir meseledir.

Resim/Afiş: İsmail Cingöz
5. ABD ve Çin’in BM Üzerinden Güç Mücadelesi
ABD, BM sisteminin kurucu gücü olarak uzun süre örgüt üzerinde belirleyici nüfuza sahip olmuştur. Ancak son yıllarda Washington’un çok taraflı kurumlara yönelik eleştirel yaklaşımı, BM’nin finansmanında ve siyasi işleyişinde ciddi dalgalanmalar yaratmıştır. ABD, mali katkılarını zaman zaman reform baskısı aracı olarak kullanmakta; BM’nin daha küçük, daha verimli ve Amerikan çıkarlarıyla daha uyumlu bir yapıya dönüşmesini istemektedir.
Çin ise farklı bir strateji izlemektedir. Pekin, BM kurumlarında etkinliğini artırarak kendisini küresel yönetişimin sorumlu aktörü olarak sunmaya çalışmaktadır. Ancak Çin’in de aidat ödemelerinde gecikmeye gitmesi, onun da BM’yi yalnızca normatif bir kurum değil, jeopolitik rekabet alanı olarak gördüğünü göstermektedir.
Bu açıdan BM, ABD-Çin rekabetinin dışında kalan tarafsız bir platform olmaktan giderek uzaklaşmakta; tersine, bu rekabetin kurumsal sahalarından biri hâline gelmektedir.
6. BM’nin Olası Gelecek Senaryoları
Önümüzdeki dönemde BM için dört temel senaryodan söz edilebilir:
Birinci senaryo: Kontrollü reform.
Bu senaryoda BM, Güvenlik Konseyi’nin temsil yapısını kısmen genişletir, mali disiplini artırır ve daha esnek bir bütçe modeli geliştirir. Bu en makul fakat siyasi olarak en zor senaryodur.
İkinci senaryo: İşlevsel daralma.
BM, varlığını sürdürür ancak daha sınırlı alanlarda faaliyet gösteren, krizlere müdahale kapasitesi zayıflamış bir kuruma dönüşür. İnsani yardım, kalkınma ve barışı koruma faaliyetleri ciddi biçimde azalabilir.
Üçüncü senaryo: Büyük güçlerin vesayetinde devam.
ABD ve Çin gibi aktörler BM’yi tamamen terk etmez; ancak örgütü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya devam eder. Bu durumda BM resmî olarak varlığını korur fakat siyasi meşruiyeti daha da aşınır.
Dördüncü senaryo: Alternatif çok taraflılık.
BM’nin etkisizleşmesi veya küresel krizlere cevap verme kapasitesinin daha da zayıflaması hâlinde G20, BRICS, Türk Devletleri Teşkilatı, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Afrika Birliği gibi bölgesel ve tematik platformların uluslararası sistemdeki ağırlığı artabilir. Nitekim son yıllarda BRICS’in genişleme süreci, G20’nin küresel ekonomik yönetişimde üstlendiği rol ve bölgesel örgütlerin artan etkinliği, karar alma mekanizmalarının giderek BM merkezli yapıdan uzaklaşmaya başladığını göstermektedir.
Özellikle dünya nüfusunun yaklaşık yarısını temsil eden BRICS ülkeleri ile küresel ekonominin yaklaşık yüzde 85'ini oluşturan G20'nin yükselen etkisi, uluslararası sistemin giderek daha çok merkezli bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Bu süreç, BM’nin yaşadığı meşruiyet ve etkinlik krizinin yalnızca kurumsal bir sorun olmadığını; aynı zamanda küresel güç dağılımındaki dönüşümün bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla gelecekte uluslararası yönetişimin tek bir küresel kurum etrafında değil, farklı güç merkezleri ve bölgesel örgütler arasında paylaşılmış daha parçalı ve rekabetçi bir yapıda şekillenmesi ihtimali giderek güçlenmektedir.
7. Politika Önerileri
BM’nin geleceğine ilişkin ortaya konulan senaryolar dikkate alındığında, örgütün kuruluş amaçları doğrultusunda varlığını ve işlevselliğini sürdürebilmesi için bazı yapısal reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Bu kapsamda;
Güvenlik Konseyi'nin daha adil ve kapsayıcı bir yapıya kavuşturulmasını sağlayacak bölgesel temsil esaslı reform modellerinin değerlendirilmesi,
BM bütçesinin büyük güçlerin siyasi tercihlerine bağımlılığını azaltacak şekilde finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi,
Küresel ekonomik yönetişimde giderek daha etkin hâle gelen G20 ile BM arasındaki kurumsal koordinasyon mekanizmalarının güçlendirilmesi,
Türkiye gibi orta ölçekli ve bölgesel etkisi yüksek devletlerin arabuluculuk, kriz yönetimi ve barış diplomasisi alanlarındaki rollerinin desteklenmesi,
BM’nin meşruiyetini, etkinliğini ve sürdürülebilirliğini artırabilecek başlıca reform alanları olarak öne çıkmaktadır. Dolayısı ile BM'nin karşı karşıya bulunduğu mali ve kurumsal sorunların aşılması yalnızca teknik reformlarla değil, aynı zamanda üye devletlerin çok taraflılığa olan siyasi bağlılıklarını yeniden güçlendirmeleriyle mümkün olacaktır.
8. Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye açısından BM’nin reformu doğrudan stratejik öneme sahiptir; çünkü Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Ortadoğu, Akdeniz ve Türk dünyası ekseninde çok sayıda kriz bölgesinin merkezinde yer almaktadır. BM’nin zayıflaması, Türkiye’nin diplomatik yükünü artırırken, aynı zamanda Ankara’ya daha aktif arabuluculuk ve bölgesel düzen kurucu rol üstlenme imkânı da verebilir.
Türkiye’nin BM reformu çağrısı,[10] yalnızca Güvenlik Konseyi’nde daha fazla temsil talebi değil; aynı zamanda adil, kapsayıcı ve çok kutuplu bir uluslararası düzen arayışıdır. Bu nedenle Türkiye, önümüzdeki dönemde BM reformu tartışmalarında hem normatif hem jeopolitik düzeyde daha görünür bir aktör olabilir.
9. Değerlendirme ve Sonuç
BM, kuruluşundan bu yana karşılaştığı en ciddi meşruiyet ve finansman krizlerinden biriyle karşı karşıyadır. Özellikle ABD ve Çin başta olmak üzere büyük güçlerin aidat politikaları örgütün mali sürdürülebilirliğini zayıflatırken, Güvenlik Konseyi’nin veto mekanizması ise uluslararası krizler karşısında BM’nin etkinliğini ve karar alma kapasitesini sınırlandırmaktadır. Bu durum, BM’nin yalnızca mali veya kurumsal bir sorun yaşamadığını; aynı zamanda İkinci. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen uluslararası düzenin değişen güç dengeleri karşısında ciddi bir uyum sorunu ile karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir.
Mevcut gelişmeler BM’nin kısa vadede ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir. Ancak örgütün 21. yüzyılın güvenlik, kalkınma, göç, iklim değişikliği ve insani krizlerine mevcut yapısıyla etkili çözümler üretmesi giderek zorlaşmaktadır. Kurumun geleceği; mali kaynaklarını çeşitlendirmesine, Güvenlik Konseyi’nin daha temsilî bir yapıya kavuşturulmasına, gelişmekte olan ülkelerin karar alma süreçlerine daha etkin katılım sağlamasına ve büyük güçlerin BM’yi yalnızca jeopolitik rekabetlerinin bir aracı olarak görmekten vazgeçmesine bağlıdır.
Bununla birlikte BRICS, G20 ve bölgesel örgütlerin artan etkinliği, küresel yönetişimin giderek daha çok merkezli ve çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Bu nedenle geleceğin uluslararası sisteminde BM’nin tek başına belirleyici bir aktör olmaktan ziyade, bölgesel ve küresel kurumlarla birlikte işleyen daha karmaşık bir yönetişim ağının parçası hâline gelmesi muhtemeldir.
Bu dönüşüm sürecinde Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konum, çok yönlü dış politika kapasitesi ve farklı uluslararası platformlardaki üyelikleri sayesinde önemli fırsatlara sahiptir. NATO, G20, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi yapılarda aktif rol üstlenen Türkiye; diplomatik arabuluculuk, insani yardım, enerji güvenliği, ulaştırma koridorları ve bölgesel kriz yönetimi alanlarında daha etkin sorumluluklar üstlenebilir. Özellikle Orta Koridor ve Kalkınma Yolu gibi stratejik projelerin geliştirilmesi, Türkiye’nin Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Türk dünyası arasında bağlantı sağlayan jeopolitik rolünü daha da güçlendirebilir.
Sonuç olarak;
Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği BM’de reform çağrılarını yalnızca ulusal dış politika önceliklerinin bir yansıması değil, aynı zamanda daha adil, kapsayıcı ve temsil gücü yüksek bir küresel yönetişim sistemine yönelik talebin ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin temel stratejik hedefi; BM reformunu desteklerken aynı zamanda bölgesel ve çok taraflı platformlardaki etkinliğini artırmak, uluslararası krizlerde arabuluculuk kapasitesini geliştirmek ve çok kutuplu uluslararası sistemde dengeleyici bir aktör olarak konumunu güçlendirmek olmalıdır. Bu yaklaşım, Türkiye’nin küresel yönetişimde yaşanan dönüşümün pasif bir izleyicisi değil, yeni uluslararası düzenin şekillenmesine katkı sunan etkili aktörlerden biri olmasını sağlayabilir.
:
İsmail CİNGÖZ, Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
[1] Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı açıklamalarında “Dünya Beşten Büyüktür” yaklaşımı, BMGK reformu ve daha adil küresel temsil talebiyle ilişkilendirilmektedir.
[2] BM düzenli bütçesinde ABD ve Çin en yüksek katkı oranlarına sahip iki ülkedir.
[3] Zeynep Katre Oran, BM, ABD'nin Ödenmeyen Aidatları Nedeniyle Mali Çöküş Riskiyle Karşı Karşıya, A.A., 13.02.2026. https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bm-abdnin-odenmeyen-aidatlari-nedeniyle-mali-cokus-riskiyle-karsi-karsiya/3828778 (Erişim Tarihi: 03.06.2026)
[4] Bloomberght, BM Mali Çöküş Riskiyle Karşı Karşıya, 13.02.2026. https://www.bloomberght.com/bm-mali-cokus-riskiyle-karsi-karsiya-3769181?page=3 (Erişim Tarihi: 04.06.2026)
[5] ABD ve Çin’in gecikmiş ödemeleri, BM’nin 2025-2026 dönemindeki likidite krizinin en önemli nedenleri arasında değerlendirilmektedir.
[6] Perspektif, Aidatları Yatmayan Birleşmiş Milletler: “İflas Etmenin Eşiğindeyiz”, 03.02.2026. https://perspektif.eu/2026/02/03/aidatlari-yatmayan-birlesmis-milletler-iflas-etmenin-esigindeyiz/ (Erişim Tarihi: 03.06.2026)
[7] BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 2026 itibarıyla örgütte liderlik, personel ve bütçe kesintilerini içeren reform arayışlarını gündeme getirmiştir.
[8] BM barışı koruma bütçesindeki gecikmeler, asker gönderen ülkelerin geri ödemelerini ve sahadaki operasyonel kapasiteyi doğrudan etkilemektedir.
[9] BBC News, Ukrayna Savaşı: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Nasıl Çalışıyor, Niçin Eleştiriliyor? 06.02.2022. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-61009255 (Erişim Tarihi: 03.06.2026)
[10] Türkiye’nin BM Reformu Çağrısı, 2025 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2025. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.iletisim.gov.trhttps://haber90.com.tr/images/uploads/yayin/bm-reformu.pdf (Erişim Tarihi: 03.06.2026)
- ABD-İRAN GERİLİMİNDE YENİ AŞAMA: HÜRMÜZ'DEN BÖLGESEL SAVAŞA MI?
- İbrahim Anlaşmaları ve Ortadoğu’nun Yeniden Yapılanması: Türkiye, İran ve Yeni Jeopolitik Düzenin İnşası
- ABD’nin İran Krizi, İç Siyasal Kırılganlıklar ve Federal Birlik Tartışmaları Üzerine Stratejik Bir Değerlendirme
- Nuri Demirağ ve Türk Havacılık Sanayisinin İlk Millî Hamlesi
- Moldova–Romanya Birleşme Planları ve Gagauzya Üzerinden Türkiye’ye Olası Etkileri
- Çok Kutuplu Sistem Arayışı ve Çin-Rusya Stratejik Eşgüdümü
- Türk Devletleri Teşkilatı’nın Jeopolitik Dönüşümü
- Islahat Fermanı - 18 Şubat 1856
- GAZİANTEP - 8 ŞUBAT 1921
- KAHRAMAN MARAŞ -7 Şubat 1973
- 29 Ocak Batı Trakya Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü
- 5 OCAK 1922 ADANA'NIN KURTULUŞU