-
İsmail Cingöz
Tarih: 01-06-2026 14:22:00
Güncelleme: 01-06-2026 14:22:00
Özet
Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) İran'a yönelik baskı politikaları, yalnızca İran'ın nükleer programı ve bölgesel güvenlik endişeleri bağlamında değil, aynı zamanda Orta Doğu'nun jeopolitik manzarasını yeniden yapılandırmayı amaçlayan daha geniş çabaların bir parçası olarak da değerlendirilmelidir. İsrail merkezli ve büyük ölçüde Donald Trump başkanlığı döneminde şekillenen "İbrahim Anlaşmaları" olarak bilinen normalleşme süreci, İran'ı çevrelemeyi ve bölgesel ittifakları yeniden tanımlamayı amaçlayan daha geniş bir jeopolitik stratejinin önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Bu bağlamda, ABD yönetiminin İran ile olası bir anlaşmayı, Türkiye de dahil olmak üzere bazı bölgesel aktörlerin İbrahim Anlaşmalarına benzeyen bir güvenlik ve normalleşme çerçevesine yaklaşma istekliliğiyle ilişkilendirdiğine dair son göstergeler, yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturma girişimlerinin devam ettiğini göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: ABD, Türkiye, İran, İbrahim Anlaşmaları, Orta Doğu Güvenlik Mimarisi.
Giriş
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra uluslararası sistem uzun süre Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğinde tek kutuplu bir yapıya sahip olarak değerlendirilmiştir. Ancak son yıllarda Çin’in yükselişi, Rusya’nın yeniden güç projeksiyonu geliştirmesi, Hindistan’ın küresel aktör olarak öne çıkması, Körfez ülkelerinin stratejik özerklik arayışları ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin artan etkinliği, uluslararası sistemin giderek çok kutuplu bir karakter kazandığı yönündeki tartışmaları güçlendirmiştir.
Bu dönüşüm yalnızca küresel güç dağılımını değil, bölgesel güvenlik mimarilerini de yeniden şekillendirmektedir. Özellikle Ortadoğu, küresel güç rekabetinin en yoğun hissedildiği alanlardan biri hâline gelmiştir. Enerji kaynakları, ticaret koridorları, deniz ulaşım hatları ve stratejik boğazlar üzerindeki rekabet, bölgesel güvenlik düzenlemelerini küresel jeopolitiğin ayrılmaz bir parçası durumuna getirmiştir.
Bu bağlamda İbrahim Anlaşmaları yalnızca İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki diplomatik normalleşme süreci olarak değerlendirilmemelidir. Süreç aynı zamanda ABD'nin değişen uluslararası sistem koşullarında Ortadoğu’daki nüfuzunu koruma, İsrail merkezli güvenlik mimarisini kurumsallaştırma ve yükselen Avrasya eksenli güç merkezlerini dengeleme girişimlerinden biri olarak görülmektedir.
Dolayısıyla İbrahim Anlaşmaları, klasik anlamda bir barış projesinden ziyade, çok kutuplu dünya düzenine geçiş sürecinde şekillenen yeni bölgesel güvenlik mimarisinin kurucu unsurlarından biri olarak analiz edilmelidir.
Bu süreçte Türkiye’nin olası bir bölgesel normalleşme mimarisi içerisine dâhil edilmesi yönündeki tartışmalar, yalnızca Türkiye–İsrail ilişkileriyle sınırlı değildir. Konu aynı zamanda NATO dengeleri, Türk Devletleri Teşkilatı, enerji güvenliği, İran’ın çevrelenmesi ve Avrasya jeopolitiğiyle doğrudan ilişkilidir.
1. İbrahim Anlaşmaları ve Temel Maddeleri
2020 yılında ABD öncülüğünde başlatılan İbrahim Anlaşmaları süreci, Ortadoğu’da uzun yıllardır devam eden Arap–İsrail çatışma paradigmasını dönüştürmeye yönelik önemli bir diplomatik girişim olarak ortaya çıkmıştır. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Fas ve Sudan arasında diplomatik ilişkilerin normalleşmesini sağlayan bu süreç,[1] klasik anlamda yalnızca bir “barış girişimi” olarak değerlendirilmemektedir.
ABD açısından söz konusu anlaşmalar;
İran’ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması,
İsrail’in güvenlik çevresinin genişletilmesi,
Körfez–Doğu Akdeniz enerji ekseninin oluşturulması,
Çin’in Kuşak-Yol girişimine alternatif koridorlar geliştirilmesi,
Rusya’nın Ortadoğu’daki stratejik nüfuzunun dengelenmesi amaçlarını içeren çok boyutlu jeopolitik projeler olarak değerlendirilmektedir.[2]
Genel hatları ile İbrahim Anlaşmalarının ana başlıkları:
1. Diplomatik normalleşme; barış, diplomatik ilişkiler ve tam normalleşme.
2. Egemenlik ve barış içinde yaşama ilkesi; BM Şartı ve uluslararası hukuk çerçevesinde birbirlerinin egemenliğine, güvenliğine ve barış içinde yaşama hakkına saygı gösterme.
3. Terörizm ve düşmanca faaliyetlerin engellenmesi; tarafların kendi topraklarından diğer tarafa karşı terörist veya düşmanca faaliyetlere izin vermemesi ve desteklememesi.
4. Ekonomi, ticaret ve yatırım iş birliği.
5. Sivil havacılık ve doğrudan uçuşlar; düzenli doğrudan uçuşlarının kurulması, hava koridorlarının açılması ve vize/konsolosluk kolaylıkları sağlanması.
6. Turizm, kültür ve halklar arası temas.
8. Bilim, teknoloji, sağlık ve uzay iş birliği.
9. Enerji, çevre, su ve gıda güvenliği.
10. Denizcilik ve liman erişimi, denizcilik alanında düzenlemeler yapılması.
11. Bölgesel stratejik gündem; ABD öncülüğünde Ortadoğu’da yeni bölgesel güvenlik, ticaret ve istikrar.
12. Filistin meselesi; taraflar, İsrail–Filistin çatışmasına “adil, kapsamlı, gerçekçi ve kalıcı” çözüm arayışı. Ancak Filistin meselesinden ziyade İsrail’in Arap dünyasıyla normalleşme.[3] [4]

2. İbrahim Anlaşmaları’nın Stratejik Arka Planı
İbrahim Anlaşmaları, resmi olarak İsrail ile bazı Arap devletleri arasında diplomatik ilişkilerin tesis edilmesini amaçlamıştır. Ancak stratejik düzlemde süreç, ABD’nin Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma çabasının parçası olarak algılanmaktadır.
İbrahim Anlaşmaları ile İsrail’in bölgesel yalnızlığını kırmak, Körfez merkezli Arap devletlerini İsrail’le ekonomik ve güvenlik temelli ilişkiye sokmak ve İran’a karşı dolaylı bir bölgesel denge hattı inşa edilmek istenildiği görülmektedir. Bu nedenle anlaşmalar İsrail’i yalnızca diplomatik tanıma belgeleri değil; ticaret, teknoloji, güvenlik, enerji ve bölgesel jeopolitik alanlarında yeni bir bloklaşma zemini üretmektedir.
Anlaşmaların temel stratejik boyutları şunlardır:
2.1. İsrail’in Bölgesel Meşruiyetinin Güçlendirilmesi
İsrail, Gazze’ye başlattığı 7 Ekim saldırılarının ardından uluslararası alanda kademeli bir şekilde artış gösteren ciddi bir izolasyon sürecine girmiştir.[5] ABD İsrail’in neredeyse kurulduğu 1948’den itibaren yıllardır yaşadığı bölgesel izolasyonla birlikte artan bu durumun azaltmasını hedeflemektedir. Bu doğrultuda ABD’nin girişimleri ve öncülüğünde Körfez ülkeleriyle kurulan yeni ilişkiler ile İsrail’in yalnızca askeri değil ekonomik ve diplomatik entegrasyonunun hızlandırılması planlanmaktadır.
İsrail'in bölgesel meşruiyet arayışında Türkiye özel bir yere sahiptir. NATO üyesi olması, Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumu, enerji ve ticaret koridorları üzerindeki etkisi ve İslam dünyasındaki diplomatik ağırlığı nedeniyle Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin niteliği, bölgesel güvenlik mimarisinin şekillenmesinde önemli değişkenlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle ABD ve İsrail açısından Türkiye ile ilişkilerin belirli ölçüde istikrarlı tutulması önem arz etmektedir ve İsrail'in bölgesel entegrasyon sürecini destekleyen unsurlar arasında görülmektedir.
2.2. İran’ın Çevrelenmesi
ABD açısından İran;
Hizbullah, Hamas, Husiler, Haşdi Şaabi ve Şii milis ağları gibi vekil güçler aracılığıyla bölgesel nüfuz oluşturan başlıca aktörlerden biri olarak değerlendirilmektedir.[6]
Bu nedenle Körfez ülkeleri ile İsrail arasında kurulan yakınlaşma, İran’ın bölgesel hareket alanını sınırlandırmayı hedefleyen bir güvenlik ekseni olarak görülmektedir.
2.3. Çin ve Rusya’nın Dengelenmesi
Çin’in Kuşak-Yol Projesi ve Rusya’nın Suriye merkezli Ortadoğu stratejisi, ABD açısından uzun vadeli jeopolitik tehdit olarak algılandığı görülmektedir. Bu nedenle:
Hindistan–Ortadoğu–Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC),
Körfez–Doğu Akdeniz enerji hatları,
İsrail merkezli lojistik entegrasyon projeleri gibi alternatif planlar ile ABD, yeni küresel rekabet stratejileri ile[7] güçlü bir şekilde sahada etkisini sürdürmek istediği anlaşılmaktadır.
2.4. İran–ABD Gerilimleri
İran ile ABD arasındaki kriz yalnızca nükleer faaliyetler üzerinden okunmamaktadır. İran meselesi aynı zamanda bölgesel güç dengesi ve İsrail’in güvenliği bağlamında ele alınmaktadır.[8]
Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikası, ekonomik yaptırımlar, Devrim Muhafızları’na yönelik terör örgütü tanımlaması, İran lider kadrolarına yönelik operasyonların[9][10] İran’ın bölgesel kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan hedefler olduğu muhakkaktır.
Bu çerçeveden hareketle İbrahim Anlaşmaları’nın temel işlevlerinden biri de İran’a karşı dolaylı bölgesel denge oluşturulmasıdır.
ABD’nin stratejik yaklaşımı özetle şu şekilde okunabilir:
“İsrail’in güvenliği sağlanmadan İran’la kalıcı uzlaşı mümkün değildir.”
Dolayısıyla ABD tarafından 28 Şubat 2026 günü İsrail ile birlikte İran’a karşı başlatılan ve 8 Nisan 2026 gününe kadar devam eden savaşın ardından halen dolaylı/doğrudan İran’la yürütülen müzakerelerin odak noktası, kuşkusuz ki İsrail merkezli bölgesel normalleşme girişimleri ile birbirinden bağımsız süreçler değildir.
3. Türkiye’nin Sürece Dâhil Edilme Tartışmaları
Türkiye’nin konum ve kapasite itibariyle sıradan bir Ortadoğu ülkesi olmadığı muhakkaktır. Birçok küresel etkinliği olan ülkeler gibi ABD açısından da çok katmanlı jeopolitik bölgesel bir güç olarak değerlendirildiği bilinmektedir.[11]
Türkiye’nin öneminin temel nedenleri şunlardır:
NATO üyeliği,
Karadeniz–Kafkasya–Ortadoğu güzergahında geçiş merkezi olması,
Enerji koridorları üzerindeki konumu,
Türk Devletleri Teşkilatı üzerindeki etkisi,
Askeri sanayi kapasitesi,
Doğu Akdeniz’deki stratejik rolü.
3.1. İran’ın Kuzeyden Dengelenmesi
Türkiye’nin İran’la uzun kara sınırına sahip olması ve Güney Kafkasya üzerindeki etkisi, Türkiye’yi ABD açısından kritik aktör hâline getirmektedir.
İran’ın ABD ile gerilimli bir süreç yaşadığı günümüz şartlarında Hürmüz Boğazı’nın hemen karşısında ABD donanmaları konuşlanmış durumdayken küresel pazarlara ve temel ihtiyaçlarına erişiminde kara yollarının artık “hayatta kalma” stratejisinin bir parçası olduğun muhakkaktır. Afganistan ve Pakistan rotalarının yanı sıra, Türkiye üzerinden geçen ticaret yolları da İran ekonomisinin nefes alması için çok önemlidir.[12]
Türkiye-İran sınır hattının Türkiye-ABD ilişkilerinin seyri açısından yeni bir test sahasına dönüşebileceği kuvvetle muhtemel görülmektedir. İran’ın “kara üzerinden dünyaya açılan kapı” stratejisi, sınır komşusu olduğu ülkelerinde de dahil olduğu sahaları güç mücadelesinin sessiz ama en kritik hatları durumuna getirmiştir ki ilerleyen zamanda bölgesel diplomasi trafiğini yoğunlaşması beklenmelidir.
3.2. Enerji ve Ticaret Koridorları
Türkiye ve Irak Kalkınma Yolu,
ABD ve Hindistan destekli IMEC,
Çin-İran Demiryolu,
Çin'in Batı'ya açılan kapısı Orta Koridor (Kuşak Yol Projeleri),
Doğu Akdeniz enerji taşımacılığı (Eastmed Boru Hattı),
Basra Körfezi merkezli lojistik ağlar ve projeler
Gibi birçok enerji ve lojistik rotaları görülmektedir. Her bir proje, sadece bir lojistik rota değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve askeri bir vizyonu temsil etmektedir ve dünyanın rekabet dengesini değiştirmektedir.[13] En önemlisi de kuşkusuz bir şekilde bu projelerde Türkiye, doğal transit merkezi olarak görülmektedir.
Ancak bu süreçte Çin'in Kuşak-Yol Projesi ile IMEC arasında büyük bir rekabetin yaşandığı ve bu konunun bugün ABD, AB, Çin ve Hindistan arasında yoğun şekilde tartışılmakta olduğu da unutulmamalıdır.
3.3. Türk Devletleri Teşkilatı Boyutu
Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı üzerindeki etkisi, Türkistan/Orta Asya enerji yolları ve Hazar geçişli ticaret ağları nedeniyle ABD açısından stratejik önem taşımaktadır; çünkü Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Türkistan/Orta Asya ile kurduğu bağlantı, yalnızca kültürel bir entegrasyon girişimi değil; aynı zamanda Avrasya enerji ve ticaret yollarının geleceğini etkileyebilecek jeopolitik kapasite üretmektedir. Bu durum ABD başta olmak üzer küresel güç merkezleri açısından Türkiye, vazgeçilemez, gözden çıkartılamaz ülke konumunu korumaktadır.
Buradan hareketle ABD, İran’ın Türkistan/Orta Asya–Kafkasya hattındaki etkisini sınırlandırmak için Türkiye merkezli alternatif jeopolitik eksenleri destekleme eğilimindedir.
4. Türkiye Açısından Stratejik Riskler
Türkiye açısından İbrahim Anlaşmaları, oldukça hassas sonuçlar doğurabilecek potansiyele sahiptir:
Gazze savaşları sonrası Türkiye kamuoyunda İsrail karşıtlığı ciddi ölçüde yükselmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin açık biçimde İsrail merkezli güvenlik eksenine dâhil olması iç politikada ciddi tartışmalara yol açabilir.
Türkiye ile İran arasında enerji iş birliği, sınır güvenliği, Irak ve Suriye dengeleri, ticari ilişkiler ağı ve İran’daki yoğun Türk nüfusuna bağlı olarak gönül bağı bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin doğrudan İran karşıtı blok görüntüsü vermesi, Türkiye’nin çok yönlü dış politika stratejisiyle çelişebilir.
Türkiye’nin Rusya ile enerji ilişkileri, Çin ile ticaret bağlantıları, Şanghay İşbirliği Örgütü çevresindeki diplomatik dengeleri dikkate alındığında, tamamen ABD merkezli güvenlik eksenine yönelmesi olası görünmemektedir.
5. Yeni Dünya Düzeni ve İbrahim Anlaşmaları
2008 küresel mali krizi, ABD’nin neoliberal model içindeki yorgunluğunu ortaya çıkartmış ve çok kutuplu dünya arayışlarını hızlandırmıştır.
Bu eksende Ortadoğu’nun jeopolitik haritasının yeniden şekillendirilmesi maksadıyla uzun yıllardır “düşman” olarak görülen Arap-İsrail karşıtlığı yapısına köklü bir değişim ile son verilmesi maksadıyla, Trump-Netanyahu koordinasyonu projesinin devreye alındığı görülmektedir; çünkü yaşanan bütün Arap-İsrail savaşlarının ardından hiçbir kalıcı barış anlaşması imzalanmamışken[14] İbrahim Anlaşmaları ile İsrail lehine somut toprak, siyasi ve güvenlik kazanımlarının öne çıkartılmaya çalışıldığı görülmektedir.
ABD'nin İbrahim Anlaşmalarını yalnızca Ortadoğu politikası değil, aynı zamanda yükselen çok kutuplu sisteme verdiği jeopolitik cevap olarak da değerlendirilmelidir ki tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçiş sürecinde İsrail’in güvenlik kaygılarının da giderilmek istenildiği anlaşılmaktadır.
6. Sonuç ve Genel Değerlendirme
İbrahim Anlaşmaları etrafında şekillenen diplomatik süreçler, ilk bakışta İsrail ile bazı Arap devletleri arasındaki normalleşme girişimleri olarak görünmektedir. Ancak mevcut gelişmeler daha geniş bir perspektiften incelendiğinde, söz konusu sürecin çok kutuplu dünya düzenine geçiş döneminde ortaya çıkan yeni bölgesel güvenlik mimarisinin temel yapı taşlarından biri olduğu anlaşılmaktadır.
ABD açısından mesele yalnızca İsrail’in güvenliğinin sağlanması veya İran’ın çevrelenmesi değildir. Aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Rusya’nın Ortadoğu ve Avrasya’daki etkisi, enerji ve ticaret koridorlarının kontrolü ile küresel güç dağılımındaki değişimin yönetilmesi söz konusudur.
Bu çerçevede Ortadoğu, artık yalnızca bölgesel aktörlerin mücadele alanı değil; ABD, Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasında şekillenen küresel jeopolitik rekabetin merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
Türkiye ise sahip olduğu coğrafi konum, enerji geçiş hatları üzerindeki rolü, savunma sanayi kapasitesi, Türk Devletleri Teşkilatı içerisindeki liderlik potansiyeli ve NATO üyeliği sayesinde yeni güvenlik mimarisinin en kritik ülkelerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı temel stratejik mesele, herhangi bir blok içerisinde yer almak değil; çok kutuplu uluslararası sistemin sunduğu fırsatları değerlendirirken stratejik özerkliğini koruyabilmek olacaktır. Bu nedenle Ankara’nın dengeleyici, çok yönlü ve esnek diplomasi yaklaşımını sürdürmesi, yeni uluslararası sistemdeki konumunun belirlenmesinde temel unsur olmaya devam edecektir.
Sonuç olarak İbrahim Anlaşmaları, yalnızca bir normalleşme süreci değil; 21. yüzyılın değişen güç dengeleri içerisinde şekillenen yeni bölgesel ve küresel düzen arayışlarının önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
:
İsmail CİNGÖZ, Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
[1] U.S. Department of State, The Abraham Accords Declaration,15.0.2020 https://www.state.gov/the-abraham-accords (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[2] Hilmi Demir ve Emre Gürbüz, İbrahim Antlaşmaları Gerçekleşirse Ne Olur?, TEPAV, Temmuz 2025. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://tepav.s3.eu-west-1.amazonaws.com/upload/files/1753554513586-0.Ibrahim_Antlasmalar_Gerceklesirse_Ne_Olur.pdf (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[3] United Nations Treaty Collection, Abraham Accords Peace Agreement: Treaty of Peace, Diplomatic Relations and Full Normalization between the United Arab Emirates and the State of Israel, Washington, 15.09.2020. https://treaties.un.org/Pages/showDetails.aspx?objid=08000002805a7d1f&clang=_en (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[4]: U.S. Department of State, The Abraham Accords Declaration.
[5] Tuğçe Ersoy Ceylan, İsrail ve Uluslararası İzolasyon: Dışlanma Algısı Kamuoyunda Nasıl Karşılanıyor?, A.A. 01.10.2025. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/israil-ve-uluslararasi-izolasyon-dislanma-algisi-kamuoyunda-nasil-karsilaniyor/3704067 (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[6] Helin Sarı Ertem, ABD/İsrail-İran Çatışması Ekseninde Değişen Küresel Dengeler ve Amerikan Hegemonyasının Geleceği, ORSAM ABD/İsrail-İran Savaşı ve Bölgesel Yansımaları, at 2026, ss.11-14. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://orsam.org.tr/wp-content/uploads/2026/03/Dosya-No-12-ABDIsrail-Iran-Savasi-ve-Bolgesel-Yansimalari.pdf (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[7] Müslüm Basılgan, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi: Koridorlar Açısından Ekonomi Politik Bir Analiz, PEK, Dergi Park, C.: 9, S.: 3, ss. 1306–1337. 19.09.2025. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4538615 (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[8] Yeşim Demir, Kırılgan Denge: İran-İsrail Savaşı, Bölgesel Güç Mücadelesi ve Küresel Güvenlik, Global Savunma, 22.02.2026. https://www.globalsavunma.com/kirilgan-denge-iran-israil-savasi-bolgesel-guc-mucadelesi-ve-kuresel-guvenlik (Erişim Tarihi: 30.05.2026)
[9] Feyzullah Tuna Aygün, ABD’nin Irak’taki Milis Stratejisinde Yeni Aşama: Lider Kadroların Hedef Alınması, ORSAM, 16.03.2026. https://orsam.org.tr/yayinlar/abdnin-iraktaki-milis-stratejisinde-yeni-asama-lider-kadrolarin-hedef-alinmasi/ (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
[10] BBC News Türkçe, İran Devrim Muhafızları'nın 'Terör Örgütü' İlan Edilmesi Neden Gündemde?, 20.01.2023. https://www.bbc.com/turkce/articles/cn0yp592p0go (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
[11] Mehmet Efe Biresselioğlu, NATO’nun Değişen Enerji Güvenliği Algısı: Türkiye’nin Olası Konumu, Uluslararası İlişkiler, C.: 9, S.: 34 (Yaz 2012), ss. 227-252. chrome-extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.ir-journal.com/storage/media/3269/01HBS888XQ38JY6X7T15JR4HBS.pdf (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
[12] ABNA 24, İran İçin Kritik Stratejik Hat: Türkiye Kara Sınırında “Nefes Borusu” Rolünde, 20.05.2026. https://tr.abna24.com/news/1816908/İran-İçin-Kritik-Stratejik-Hat-Türkiye-Kara-Sınırında-Nefes (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
[13] Baran, Küresel Ticaretin Yeni Savaş Alanı: Koridorlar Rekabeti Dünyanın Dengesini Değiştiriyor, 04.07.2025. https://www.barandergisi.net/kuresel-ticaretin-yeni-savas-alani-koridorlar-rekabeti-dunyanin-dengesini-degistiriyor (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
[14] Gürsel Tokmakoğlu, Ortadoğu'da Dönüşüm: Görünen ile Gerçek Arasındaki Fark, İndependent Türkçe, 28.05.2026. https://www.indyturk.com/node/777723/türki̇yeden-sesler/ortadoğuda-dönüşüm-görünen-ile-gerçek-arasındaki-fark (Erişim Tarihi: 31.05.2026)
- ABD’nin İran Krizi, İç Siyasal Kırılganlıklar ve Federal Birlik Tartışmaları Üzerine Stratejik Bir Değerlendirme
- Nuri Demirağ ve Türk Havacılık Sanayisinin İlk Millî Hamlesi
- Moldova–Romanya Birleşme Planları ve Gagauzya Üzerinden Türkiye’ye Olası Etkileri
- Çok Kutuplu Sistem Arayışı ve Çin-Rusya Stratejik Eşgüdümü
- Türk Devletleri Teşkilatı’nın Jeopolitik Dönüşümü
- Islahat Fermanı - 18 Şubat 1856
- GAZİANTEP - 8 ŞUBAT 1921
- KAHRAMAN MARAŞ -7 Şubat 1973
- 29 Ocak Batı Trakya Toplumsal Dayanışma ve Milli Direniş Günü
- 5 OCAK 1922 ADANA'NIN KURTULUŞU
- TRUMP’IN AVRUPA’YI YOK SAYDIĞI PLANI
- KIBRIS KANLI NOEL KATLİAMLARI