-
İsmail Cingöz
Tarih: 09-07-2026 09:01:00
Güncelleme: 09-07-2026 09:01:00
İsmail CİNGÖZ
Özet
Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki krizler, Çin’in yükselişi, enerji ve ticaret yollarındaki kırılganlıklar ile transatlantik güvenlik mimarisindeki değişim, NATO’nun yeni bir stratejik yapılanmaya yöneldiğini göstermektedir. Bu süreçte Türkiye, yalnızca NATO’nun güneydoğu kanadında yer alan bir müttefik değil; savunma sanayii, diplomatik denge kapasitesi, enerji koridorları ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirdiği jeopolitik açılımlarla merkez ülke niteliği kazanan bir aktör olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı seviye, Avrupa güvenliği açısından artan önemi, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki denge politikası, İran-İsrail-ABD gerilimindeki pozisyonu ve Türk dünyasıyla geliştirdiği stratejik ilişkiler, Ankara’nın çok kutuplu uluslararası sistemde daha etkili bir rol üstlendiğini göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, Türkiye’nin artık yalnızca NATO için vazgeçilmez bir ülke değil; Avrasya’nın güvenlik, enerji, savunma ve ticaret mimarisini belirleyici aktörlerden biri hâline geldiği tezini ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: NATO, Türkiye, Jeostrateji, Savunma Sanayii, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), Avrupa Güvenliği.
Giriş
Uluslararası sistem, Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’da derinleşen krizler, Çin’in yükselişi ve transatlantik güvenlik mimarisindeki dönüşümler nedeniyle yeniden şekillenmektedir. Bu süreç yalnızca küresel güç dengelerini değiştirmemekte, aynı zamanda orta ölçekli bölgesel güçlerin uluslararası sistem içerisindeki konumlarını da yeniden tanımlamaktadır. Bu bağlamda Türkiye, son yıllarda geliştirdiği savunma sanayii kapasitesi, izlediği çok boyutlu dış politika ve kriz yönetimindeki etkin diplomatik rolü sayesinde klasik anlamda bir “cephe ülkesi” olmanın ötesine geçerek, uluslararası sistemin şekillenmesinde etkili “merkez ülke” niteliği kazanmaktadır.
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 2026 NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nde ortaya çıkan tablo, bu dönüşümün yalnızca Türkiye’nin kendi değerlendirmesi olmadığını; NATO müttefikleri, Avrupa güvenlik çevreleri ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından da giderek daha belirgin biçimde kabul edilmeye başlandığını göstermektedir. Zirve boyunca Türkiye’nin savunma sanayiindeki ilerlemesi, askerî kapasitesi ve ittifakın caydırıcılığına yaptığı katkılar birçok lider tarafından doğrudan veya dolaylı biçimde dile getirilmiştir.[1] NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa savunmasının güçlendirilmesi için Türk savunma sanayiinin önemine yaptığı vurgu[2] ile zirve sürecinde birçok liderin Türkiye’ye yönelik olumlu mesajları, bu değişimin dikkat çekici göstergeleri arasında yer almıştır.
Türkiye’nin jeostratejik önemindeki artış yalnızca NATO ile sınırlı değildir. Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya, Balkanlar’dan Türkistan coğrafyasına kadar uzanan geniş bir güvenlik kuşağında Türkiye, aynı anda askerî güç, diplomatik arabulucu ve ekonomik bağlantı merkezi olarak öne çıkmaktadır. Enerji koridorları, ulaştırma hatları ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)’nın gelişen kurumsal yapısı da bu yeni konumu destekleyen stratejik unsurlar hâline gelmiştir.
.jpeg)
NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Artan Stratejik Önemi
Soğuk Savaş boyunca NATO’nun güneydoğu kanadının güvenliğinden sorumlu “cephe ülkesi” olarak görülen Türkiye, günümüzde ittifakın güvenlik mimarisinde çok farklı bir konuma ulaşmıştır. 1952 yılında NATO’ya katılan Türkiye, uzun yıllar boyunca büyük ölçüde dış tedarike bağımlı bir savunma yapısına sahipken, son yıllarda savunma sanayiinde gerçekleştirilen yapısal dönüşüm sayesinde yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda dost ve müttefik ülkelere ileri teknoloji savunma sistemleri ihraç eden bir aktöre dönüşmüştür.
Bugün Türkiye, Avrupa’nın en büyük kara ordusuna sahip ülke olmasının yanında[3] personel sayısı ve savunma gücü bakımından NATO’nun ikinci, genel askerî güç endekslerinde ise ilk dört içerisinde yer almaktadır.[4][5][6] Ancak Türkiye’nin ağırlığını artıran yalnızca personel sayısı değildir. Yerli ve millî savunma sanayii sayesinde insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, akıllı mühimmatlar, deniz platformları, füze teknolojileri, Çelik Kubbe ve hava savunma sistemlerinde ulaşılan seviye, Türkiye’yi küresel savunma pazarının dikkat çeken üreticilerinden biri hâline getirmiştir.
Lahey’de gerçekleştirilen 2025 NATO Zirvesi’nde savunma harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) %5’ine çıkarılması yönündeki hedef, ittifakın gelecekte daha fazla üretim kapasitesine ihtiyaç duyacağını ortaya koymuştur.[7] Bu durum yalnızca bütçelerin artırılması anlamına gelmemekte; aynı zamanda Avrupa savunma sanayiinin mevcut üretim kapasitesinin tek başına yeterli olmadığını da göstermektedir. Bu noktada Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve kısa sürede yüksek miktarda savunma sistemi üretebilme kabiliyetiyle Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Nitekim 2026 NATO Liderler Zirvesi’nde konuşan NATO Genel Sekreteri Rutte’nin Türk savunma sanayiinin yaşadığı gelişmeler üzerinden Avrupa ve NATO açısından taşıdığı öneme yönelik açıklamaları[8] değerlendirildiğinde, Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasında Türkiye’nin oynayacağı rolün giderek arttığı görülmektedir.
Benzer şekilde son dönemde Türkiye ile İngiltere arasında savunma sanayii alanında geliştirilen iş birlikleri ile yüz milyonlarca doları bulan ihracat anlaşmalarına[9] ek olarak Ankara NATO Zirvesi sürecinde savunma ve güvenlik alanında kapsamlı yeni bir stratejik ortaklık anlaşması imzalanması[10] da dikkate alındığında Avrupa’nın Türkiye’yi yalnızca bir müttefik olarak değil, aynı zamanda kritik bir savunma sanayii üreticisi olarak değerlendirmeye başladığını ortaya koymaktadır.[11]
Bu gelişmeler, ABD tarafından uzun yıllar Türkiye’ye yönelik uygulanan CAATSA yaptırımları kapsamında F-35 programından çıkartılması, F-16 Blok uçaklarının alımı ve F-16 revizyon kitlerinin tedarik zincirinden çıkartılmasının oluşturduğu siyasi atmosferden farklı bir döneme girildiğine işaret etmektedir. Son dönemde Washington’dan gelen açıklamalar ve ABD Başkanı Trump’ın Ankara’da yaptığı konuşma dikkate alındığında, yaptırımların yeniden gözden geçirilebileceği ve F-35 ile F-16 süreçlerinde yeni bir sayfanın açılabileceği değerlendirilmektedir.[12] Bu yaklaşım, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, NATO’nun gelecekteki askerî planlamaları, imkân ve kabiliyetleri bakımından da önem taşımaktadır; çünkü Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ortaya çıkardığı güvenlik ortamı, Türkiye’nin askerî kapasitesi olmaksızın Avrupa’nın hatta ABD’nin etkin bir caydırıcılık oluşturmasının oldukça güç olduğunu göstermiştir.
Türkiye’nin Denge Politikası ve NATO İçerisinde Yeni Stratejik Rolü
NATO’nun yeniden yapılanma süreci yalnızca ittifakın askerî kapasitesinin artırılmasıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda üye ülkelerin değişen güvenlik ortamına uyum sağlayabilecek esnek dış politika kapasitesini de zorunlu hâle getirmekte ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Ancak dönüşümün en zayıf halkası ise Avrupa’dır; çünkü ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında olmanın verdiği rahatlıkla savunma harcamalarını ötelemiştir. Türkiye ise son yıllarda izlediği çok boyutlu dış politika anlayışı sayesinde hem NATO içerisindeki yükümlülüklerini yerine getiren hem ittifak dışındaki aktörlerle diplomatik diyalog kanallarını açık tutabilen hem de savunma sanayiine yatırımları ile yaşanması kaçınılmaz dönüşüme kendisini hazırlayan[13] ender ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde Türkiye’nin izlediği politika da bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olmuştur. Zira Ankara, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini açık biçimde ifade ederken, diğer taraftan Rusya ile diplomatik ilişkilerini tamamen koparmamış; Karadeniz Tahıl Koridoru ve esir değişimi başta olmak üzere taraflar arasında diyalog kurulmasına katkı sağlamıştır.[14] Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin Ukrayna’nın savunma kapasitesine destek vermeye devam edeceğini açıklaması, buna karşılık Rusya ile barış ve müzakere kanallarının korunacağını vurgulaması, Ankara’nın kriz yönetiminde askerî destek ile diplomatik dengeyi birlikte yürütmeye çalıştığını göstermektedir.[15]
Bu yaklaşım yalnızca Karadeniz ile sınırlı değildir. İran-İsrail gerilimi, Gazze’de devam eden insani kriz, Lübnan’daki güvenlik sorunları ve Körfez bölgesinde yaşanan gelişmeler dikkate alındığında Türkiye’nin bölgesel güvenlik mimarisindeki rolü daha da belirgin hâle gelmektedir. NATO Zirvesi devam ederken Hürmüz Boğazı ekseninde yaşanan gerilimler, enerji güvenliği ile deniz ticaret yollarının korunmasının NATO gündeminde yeniden öncelikli başlıklar arasına girdiğini göstermiştir.
Türkiye’nin hem Karadeniz’e hem Doğu Akdeniz’e hem de Basra Körfezi’ne uzanan geniş coğrafyada diplomatik etkinliğini sürdürebilen nadir ülkelerden biri olması, NATO açısından da önemli bir stratejik avantaj oluşturmaktadır. Bu nedenle Ankara’nın yalnızca askerî gücü değil, kriz yönetimindeki diplomatik kapasitesi de ittifakın geleceği açısından giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Avrupa Güvenliğinin Geleceğinde Türkiye’nin Yeri
Son yıllarda Avrupa güvenlik mimarisinde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin yalnızca NATO’nun doğu ve güney kanadını koruyan bir müttefik olmadığını; Avrupa’nın savunma kapasitesinin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir aktör hâline geldiğini göstermektedir.
Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaları yönündeki sert açıklamaları, Grönland konusunda Danimarka’nın tek başına yeterli askerî kapasiteye sahip olmadığını dile getirmesi[16] ve İspanya başta olmak üzere bazı müttefiklerin NATO’nun Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın %5’i oranındaki savunma harcaması hedefini kabul etmemelerine yönelik eleştirileri,[17] Avrupa’nın güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB)’nin uzun yıllardır Türkiye’yi tam üyelik sürecinde bekletmeye devam etmesi ile aynı dönemde Avrupa savunmasının Türkiye’nin askerî kapasitesine ve savunma sanayiine daha fazla ihtiyaç duyması arasında dikkat çekici bir çelişki bulunmaktadır. Güvenlik alanında vazgeçilmez ortak olarak görülen Türkiye’nin siyasi platformlarda aynı yaklaşımı görememesi, Avrupa’nın stratejik özerklik tartışmalarının önündeki temel paradokslardan biri olarak değerlendirilebilir.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa savunma sanayiinin güçlendirilmesinde Türk savunma sanayiinin katkısına yaptığı vurgu ile İngiltere ve Türkiye arasında son dönemde gelişen savunma iş birlikleri birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Türkiye’nin rolünün önümüzdeki yıllarda daha da artacağı anlaşılmaktadır.
Savunma Sanayii ve Türkiye’nin Yeni Jeoekonomik Gücü
Savunma sanayii artık yalnızca askerî kapasitenin değil, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik etkinliğin de temel göstergelerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği yerli ve millî savunma teknolojileri, ülkeye yalnızca operasyonel üstünlük kazandırmamış; aynı zamanda dış politika alanında yeni manevra imkânları sağlamıştır.
Bugün Türkiye’nin insansız hava araçları, zırhlı kara araçları, savaş gemileri, elektronik harp sistemleri, akıllı mühimmatları ve geliştirilmekte olan çok katmanlı hava savunma sistemi “Çelik Kubbe”, birçok ülke tarafından yakından takip edilmektedir. Savunma ihracatındaki sürekli artış ve yeni ihracat anlaşmaları, Türkiye’nin küresel savunma pazarındaki ağırlığını artırmaktadır.[18]
Bu gelişmeler, yalnızca ekonomik başarı olarak değerlendirilmemelidir. Savunma sanayiindeki yerlileşme oranının yükselmesi, Türkiye’nin dış politika kararlarını daha bağımsız biçimde alabilmesini sağlayan stratejik bir unsur hâline gelmiştir. CAATSA yaptırımları sürecinde edinilen tecrübeler de yerli üretimin ulusal güvenlik açısından ne derece hayati olduğunu göstermiştir.
Çok Kutuplu Dünyada Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı ve Yeni Jeostratejik Denklem
Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrasında yaklaşık otuz yıl boyunca ABD’nin belirleyici olduğu tek kutuplu bir görünüm sergilemiş olsa da son yıllarda yaşanan gelişmeler bu yapının giderek aşındığını ortaya koymaktadır. Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın askerî kapasitesini yeniden tahkim etmesi, Hindistan’ın küresel siyasette daha görünür hâle gelmesi ve bölgesel güçlerin artan etkinliği, uluslararası sistemi daha karmaşık ve çok merkezli bir yapıya dönüştürmektedir.[19]
Bu yeni dönemde yalnızca büyük güçler değil, jeostratejik konumunu etkin şekilde kullanabilen orta ölçekli devletler de uluslararası siyasetin yönünü etkileyebilmektedir. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konumu, askerî kapasitesi, gelişen savunma sanayii, enerji ve ulaştırma koridorları üzerindeki kontrolü ile bu ülkelerin başında gelmektedir.
Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Türkistan coğrafyasını aynı anda etkileyebilen ender ülkelerden biri olması, onu klasik bölgesel güç tanımının ötesine taşımaktadır. Özellikle TDT’nin kurumsal kapasitesinin gelişmesiyle birlikte Ankara’nın yalnızca Batı güvenlik mimarisinin değil, Avrasya jeopolitiğinin de merkez aktörlerinden biri hâline geldiği görülmektedir.
TDT’nin ulaştırma, enerji, savunma sanayii, dijital dönüşüm ve ortak güvenlik alanlarında geliştirdiği iş birliği mekanizmaları, yalnızca üye devletler arasındaki ilişkileri güçlendirmemekte; aynı zamanda Avrupa ile Asya arasında yeni bir jeostratejik eksen oluşmasına da katkı sağlamaktadır. Bu çerçevede Orta Koridor Projesi’nin gelişmesi, Hazar geçişli ulaştırma ağlarının güçlenmesi ve Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesine yönelik girişimler, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda askerî ve jeopolitik sonuçlar da doğurabilecek niteliktedir.[20][21][22]
Enerji güvenliği açısından değerlendirildiğinde de benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışları, Türkiye üzerinden geçen doğal gaz, petrol ve elektrik iletim hatlarının[23] stratejik önemini daha da artırmıştır. Buna ilave olarak Doğu Akdeniz enerji kaynakları, Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı, TANAP, TürkAkım ve yeni LNG projeleri birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin yalnızca enerji tüketen değil, enerji arz güvenliğini yöneten merkez ülke niteliği kazanmaktadır.
Bu gelişmeler dikkate alındığında, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığının yalnızca NATO üyeliğinden kaynaklandığını söylemek eksik bir değerlendirme olacaktır. Günümüzde Türkiye; askerî kapasitesi, enerji koridorları, ticaret yolları, savunma sanayii ve çok yönlü diplomatik ilişkileri sayesinde Doğu ile Batı arasında stratejik denge kurabilen bağımsız bir güç merkezi olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin Yükselen Konumu ve Yeni Çok Kutuplu Sistem
Son yıllarda uluslararası sistemde yaşanan gelişmeler, yeni güç merkezlerinin oluşmaya başladığını göstermektedir. Çin’in ekonomik üretim kapasitesi ve teknoloji alanındaki yükselişi,[24][25] İngiltere’nin Brexit sonrasında küresel savunma ve deniz ticareti stratejisini yeniden şekillendirmesi,[26] Türkiye’nin ise savunma sanayii ve jeostratejik etkinliğini hızla artırması[27] birlikte değerlendirildiğinde yeni güç dengelerinin ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde uluslararası sistemin yalnızca ABD-Çin rekabeti üzerinden okunması yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin TDT üzerinden geliştirdiği jeopolitik açılım ile İngiltere’nin Avrasya ve Hint-Pasifik stratejileri arasında ortaya çıkabilecek yeni iş birlikleri, uluslararası siyasette farklı güç eksenlerinin oluşabileceğine işaret etmektedir.
Kanaatimizce XXI. yüzyılın ikinci çeyreğinde şekillenmeye başlayan uluslararası sistem, artık yalnızca askerî ittifaklarla açıklanamayacak kadar karmaşık bir yapıya dönüşmektedir. Bu dönüşüm içerisinde Türkiye’nin üstleneceği rol, yalnızca NATO’nun güney kanadındaki askerî kapasitesiyle değil; aynı zamanda TDT’nin kurumsal gelişimi ve Avrasya’nın merkezindeki bağlantı ülkesi niteliğiyle de şekillenecektir.
Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki dönemde dış politikasını tek bir güç merkezi üzerine inşa etmek yerine, Batı ittifakı içerisindeki yükümlülüklerini sürdürürken TDT, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya-Pasifik arasında denge kuran çok yönlü stratejik yaklaşımını devam ettirmesi beklenmelidir.
Türkiye artık yalnızca NATO’nun vazgeçilmez ülkesi değildir; NATO’nun ötesinde, Avrasya’nın güvenlik, enerji ve ticaret mimarisini şekillendirebilecek bir ülke niteliği kazanmaktadır.
Sonuç
NATO’nun dönüşüm süreci, yalnızca savunma harcamalarının artırılması veya askerî kapasitenin güçlendirilmesi meselesi değildir. Yaşanan gelişmeler, Batı merkezli güvenlik mimarisinin Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki krizler, enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve çok kutuplu güç rekabeti karşısında yeniden konumlanma arayışında olduğunu göstermektedir. Bu yeni denklemde Türkiye’nin rolü, klasik müttefiklik ilişkisinin ötesine geçerek daha stratejik bir nitelik kazanmaktadır.
Türkiye, savunma sanayiinde ulaştığı seviye, Avrupa’nın en güçlü kara ordularından birine sahip olması, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Doğu’daki jeopolitik etkinliğiyle NATO açısından vazgeçilmez ülkelerden biridir. Ancak Türkiye’nin önemi artık yalnızca NATO üyeliğiyle açıklanamayacak kadar genişlemiştir. Ankara, bir taraftan ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken diğer taraftan Rusya, Ukrayna, Türk dünyası, Orta Doğu, Avrupa ve Asya ile çok yönlü ilişkilerini sürdürebilen nadir aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye’nin yükselişi, yalnızca askerî kapasitesinin artmasının sonucu değildir. Savunma sanayiindeki yerlileşme hamlesi, diplomatik denge kurabilme kabiliyeti, enerji ve ulaştırma koridorları üzerindeki stratejik konumu ile Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirdiği jeopolitik açılım, Türkiye’yi yeni uluslararası sistemin merkez ülkelerinden biri hâline getirmektedir.
Avrupa açısından bakıldığında ise dikkat çekici bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Avrupa güvenliği için askerî ve stratejik bakımdan vazgeçilmez bir ortak olarak görülürken, AB üyelik sürecinde aynı stratejik gerçekliğe uygun bir yaklaşım sergilenmemektedir. Bu durum, Avrupa’nın Türkiye politikasında güvenlik ihtiyacı ile siyasi tutumu arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunduğunu göstermektedir.
Kanaatimce bundan sonra temel soru “Türkiye NATO için ne kadar önemlidir?” sorusu değildir. Asıl soru, NATO ve Avrupa güvenlik mimarisinin Türkiye olmadan sürdürülebilir olup olmadığıdır. Görünen tablo, Türkiye’nin yalnızca NATO içinde değil; NATO’nun ötesinde Avrasya’nın güvenlik, enerji, savunma ve ticaret mimarisini şekillendirebilecek kurucu aktörlerden biri hâline geldiğini göstermektedir.
Sonuç olarak Türkiye’nin jeostratejik yükselişi; savunma sanayiindeki gelişmelerin, çok yönlü dış politika anlayışının, jeopolitik konumunun ve TDT üzerinden geliştirdiği bölgesel vizyonun ortak ürünüdür. XXI. yüzyılın ikinci çeyreğinde şekillenmekte olan çok kutuplu uluslararası sistem içerisinde Türkiye, yalnızca NATO’nun güvenliğine katkı sağlayan bir müttefik değil; Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında güvenlik, enerji, ticaret ve diplomasi eksenlerini birbirine bağlayan merkez ülke niteliği kazanmaktadır. Bu dönüşümün kalıcı hâle gelmesi ise Türkiye’nin savunma sanayiindeki teknolojik üstünlüğünü sürdürmesine, stratejik özerkliğini korumasına ve Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere bölgesel iş birliği mekanizmalarını daha da güçlendirmesine bağlı olacaktır.
:
İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
Dipnotlar / Kaynakça
[1] Gürkan Emre Melikoğlu, “Yeni NATO Mimarisinde Türkiye’nin Rolü Artacak”, Hürriyet Gazetesi, 08.07.2026. https://www.hurriyet.com.tr/gundem/yeni-nato-mimarisinde-turkiyenin-rolu-artacak-43232391 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[2] TRT Haber, “NATO Genel Sekreteri Rutte’den ‘Zirvenin Ankara’da Yapılıyor Olması Çok Önemli’ Mesajı”, 06.07.2026. https://www.trthaber.com/haber/dunya/nato-genel-sekreteri-rutteden-zirvenin-ankarada-yapiliyor-olmasi-cok-onemli-mesaji-950407.html (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[3] Sputnik Türkiye, “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Avrupa’daki En Büyük Kara Ordusuna Sahip Ülke Olarak Yeteneklerimizi Hizmete Sunma Gayretindeyiz”, 08.07.2026. https://anlatilaninotesi.com.tr/20260708/cumhurbaskani-erdogan-avrupadaki-en-buyuk-kara-ordusuna-sahip-ulke-olarak-yeteneklerimizi-hizmete-1107102389.html (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[4] NTV, “NATO’nun En Güçlü Orduları 2026 Belli Oldu: Türkiye Kaçıncı Sırada?”, 07.07.2026. https://www.ntv.com.tr/turkiye/galeri-natonun-en-guclu-ordulari-2026-belli-oldu-turkiye-kacinci-sirada-1731799/1 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[5] Chinedu Okafor, “Top 10 Strongest NATO Countries”, Business Insıder Africa, 26 May 2025. https://africa.businessinsider.com/local/lifestyle/top-10-strongest-nato-countries/h30lxes (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[6] Aditya Shukla, “NATO Member Nations Ranked by Troop Size and Defence Strength”, Wio News, Jul 06, 2026. https://www.wionews.com/world/nato-member-nations-ranked-by-troop-size-and-defence-strength-1783361407252 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[7] DW, “NATO Savunma Harcamalarında Yüzde 5 Hedefini Kabul Etti”, 25.06.2025. https://www.dw.com/tr/nato-savunma-harcamalar%C4%B1nda-y%C3%BCzde-5-hedefini-kabul-etti/a-73037027 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[8] TRT Haber, a.g.y. 06.07.2026
[9] GOV.UK, “Multi-Billion-Pound Support Deal Agreed as Part of Major UK Export Win”, 25 March 2026. https://www.gov.uk/government/news/multi-billion-pound-support-deal-agreed-as-part-of-major-uk-export-win (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[10] TRT Haber, “Türkiye ile İngiltere Savunma Ortaklığı Anlaşması İmzaladı”, 08.07.2026. https://www.trthaber.com/haber/gundem/turkiye-ile-ingiltere-savunma-ortakligi-anlasmasi-imzaladi-950677.html (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[11] Zeynep Gürcanlı, “NATO 3.0’ın Merkezinde Türkiye; Güç Artık Cephede Değil, Üretimde”, Ekonomim, 06.07.2026. https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/nato-30in-merkezinde-turkiye-guc-artik-cephede-degil-uretimde/904278 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[12] Bloomberght, “Trump: F-35 Konusunu Ele Alacağız, CAATSA Yaptırımları Kalkacak”, 07.07.2026. https://www.bloomberght.com/trump-f-35-konusunu-ele-alacagiz-caatsa-yaptirimlarini-kaldiracagiz-3782184 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[13] Yeni Şafak, “NATO 3.0: Yeniden Tanımlanan İttifakta Türkiye’nin Yeri”, 07.07.2026. https://www.yenisafak.com/dusunce-gunlugu/nato-30-yeniden-tanimlanan-ittifakta-turkiyenin-yeri-4838374 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[14] Mustafa Önür, “Türkiye’nin Arabulucu Diplomasi Stratejisi: Türkiye’nin Kriz Çözücü Aktör Olma Hedefi Rusya-Ukrayna-Gazze Örnekleri Tahıl Koridoru Örneği”, TUDPAM, 05.06.2026. https://tudpam.org/turkiyenin-arabulucu-diplomasi-stratejisi-turkiyenin-kriz-cozucu-aktor-olma-hedefi-rusya-ukrayna-gazze-ornekleri-tahil-koridoru-ornegi/ (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[15] QHA - Kırım Haber Ajansı, “Erdoğan’dan NATO Zirvesi’nde Kritik Mesaj: Ukrayna’yı Desteklerken Rusya’yı da Barışa Yönlendiriyoruz”, 08.07.2026. https://www.qha.com.tr/ukrayna/erdogan-dan-nato-zirvesi-nde-kritik-mesaj-ukrayna-yi-desteklerken-rusya-yi-da-barisa-yonlendiriyoruz-528284 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[16] CNNTürk, “Trump’ın Hedef Tahtasında ‘Grönland Ve İspanya’ Var! “Büyük Bir Sorun” Dedi…”, 08.07.2026. https://www.cnnturk.com/dunya/galeri/trumpin-hedef-tahtasinda-gronland-ve-ispanya-var-buyuk-bir-sorun-dedi-3440157?page=1 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[17] Gürbüz Evren, “Trump, NATO üyelerinden savunma harcamalarını artırmalarını onlara silah satmak için istiyor”, İndependent Türkçe, 08.07.2026. https://www.indyturk.com/node/779645/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/trump-nato-%C3%BCyelerinden-savunma-harcamalar%C4%B1n%C4%B1-art%C4%B1rmalar%C4%B1n%C4%B1-onlara (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[18] Ali Atar, “Türk Savunma Sanayisinin NATO Üyelerine İhracatı Artıyor”, aa., 01.07.2026. https://www.aa.com.tr/tr/savunma-sanayisi/turk-savunma-sanayisinin-nato-uyelerine-ihracati-artiyor/3983033 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[19] Sevgi Sezer, “Uluslararası Siyasette Büyük Güç Rekabeti: ABD, Çin ve Rusya’nın Politik Ekonomik Stratejileri”, Dergi Park Akademi, Y.: 2025, C.: 9, S.: 2, ss.:2022-1038. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4471829 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[20] Türk Devletleri Teşkilatı, “10. Bilişim ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği (BİT)”, (t.y). https://turkicstates.org/tr/isbirligi-alanlari-detay/10-bilisim-ve-iletisim-tekonolojileri-alaninda-isbirlligi (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[21] Ahmet Alan, “Türk Devletleri Teşkilatı’nın stratejik rolü ve askeri iş birliği potansiyeli” Stratejik Ortak, 24.09.2024. https://stratejikortak.com/turk-devletleri-teskilatinin-stratejik-rolu-ve-askeri-is-birligi-potansiyeli/ (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[22] Doğan Şafak Polat, “Zengezur Koridoru: Türkiye-Azerbaycan İlişkileri Bağlamında Stratejik, Ekonomik ve Bölgesel Çıkarımlar”, İstanbul Kent Üniversitesi Siyasal, Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, dergipark.org.tr. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4796954 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[23] TEİAŞ, “Enterkonneksiyonlar Uluslararası İletim Hatları”, (t.y), https://www.teias.gov.tr/enterkonneksiyonlar (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[24] Jia Wang, Edited; Vina Nadjibulla and Ted Fraser, “China’s Economic Strategy in 2026 to Prioritize Continuity Over Change”, Asia Pasific Foundation of Canada, January 14, 2026. https://www.asiapacific.ca/publication/chinas-economic-strategy-2026-prioritize-continuity-over-change (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[25] Finn Partners, “The Ascendency of China in 2026: From Manufacturing Hub to Global Innovation Leader”, May 1, 2026. https://www.finnpartners.com/news-insights/the-ascendency-of-china-in-2026-from-manufacturing-hub-to-global-innovation-leader/ (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[26] Nusrat Ghani, Benjamin Barnard, Dominic Walsh and William Nicolle, “A Global Maritime Power Building a Better Future For Post-Brexit Britain”, Policy Exchange 2020, https://policyexchange.org.uk/wp-content/uploads/2022/10/A-Global-Maritime-Power.pdf (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
[27] Milliyet Gazetesi, “Türkiye Stratejik Değerini Artırdı”, 08.07.2026. https://www.milliyet.com.tr/dunya/turkiye-stratejik-degerini-artirdi-7619434 (Erişim Tarihi: 08.07.2026)
- Rus Stratejik Söyleminde Türkiye'nin Yükselen Bölgesel Rolü: 2025 Analizinin Bir Yıl Sonra Değerlendirilmesi
- Karadeniz'de Jeopolitik Rekabet ve Türkiye: NATO'nun Yeni Stratejik Yaklaşımı Çerçevesinde Güvenlik Riskleri ve Stratejik Denge Arayışı
- Karadeniz’in Yeniden Küresel Rekabet Alanına Dönüşmesi ve Türk Dünyasına Jeopolitik Yansımaları
- ABD'nin Doğu Akdeniz Gateway Yasası: Türkiye'nin Jeostratejik Gerçekliğini Yok Sayan Stratejik Hata
- Trump'ın İran Paradoksu: Reddedilen Anlaşmadan Daha Esnek Bir Mutabakata Doğru
- ABD-İran Geriliminde İslamabad Eşiği: Barış mı, Taktik Mola mı?
- Ermenistan’da 2026 Parlamento Seçimleri ve Güney Kafkasya’nın Jeopolitik Geleceği: Paşinyan’ın Güçlenen Meşruiyeti, Bölgesel Güç Rekabeti ve Normalleşme Süreçleri
- Birleşmiş Milletler'in Meşruiyet Krizi ve Çok Kutuplu Dünya Düzeninin Yükselişi: Küresel Yönetişimin Geleceği Üzerine Stratejik Bir Değerlendirme
- ABD-İRAN GERİLİMİNDE YENİ AŞAMA: HÜRMÜZ'DEN BÖLGESEL SAVAŞA MI?
- İbrahim Anlaşmaları ve Ortadoğu’nun Yeniden Yapılanması: Türkiye, İran ve Yeni Jeopolitik Düzenin İnşası
- ABD’nin İran Krizi, İç Siyasal Kırılganlıklar ve Federal Birlik Tartışmaları Üzerine Stratejik Bir Değerlendirme
- Nuri Demirağ ve Türk Havacılık Sanayisinin İlk Millî Hamlesi