-
İsmail Cingöz
Tarih: 30-07-2026 22:41:00
Güncelleme: 30-07-2026 22:41:00
İsmail Cingöz
Giriş
Tarih, milletlerin yalnızca zaferlerini, kahramanlıklarını ve uğradıkları haksızlıkları kaydeden bir hafıza alanı değildir. Aynı zamanda devletlerin ve toplumların kendi geçmişleriyle ne ölçüde yüzleşebildiğini gösteren önemli bir zemindir. Ancak Türk-Yunan ilişkileri söz konusu olduğunda tarihî hadiselerin zaman zaman güncel siyasetin ihtiyaçları doğrultusunda seçici biçimde ele alındığı; bir tarafın yaşadığı acılar sürekli gündemde tutulurken diğer tarafın maruz kaldığı hadiselerin aynı ölçüde hatırlanmadığı görülmektedir.
Nitekim Yunanistan, Pontus ve Küçük Asya Rumlarına ilişkin “soykırım” iddialarını uzun yıllardır resmî hafıza politikasının bir parçası hâline getirirken, Balkan Savaşları sırasında Türk ve Müslümanların maruz kaldığı şiddet ile 1919-1922 yılları arasında Yunan ordusunun Anadolu’da gerçekleştirdiği savaş hukuku ihlalleri Yunan resmî söyleminde aynı yoğunlukta yer almamaktadır.[1]
Temmuz 2026’da bir Yunan akademisyenin kendi devlet televizyonundan yaptığı dikkat çekici çıkış ise bu tek taraflı tarih anlatısının Yunanistan içerisinde de sorgulanabileceğini göstermiştir.
Yunan Akademisyenden Tarihle Yüzleşme Çağrısı
Panteion Üniversitesi akademisyenlerinden siyaset bilimci Prof. Dr. Thanasis Diamantopoulos, Fransa’nın 14 Temmuz Millî Günü dolayısıyla gerçekleştirilen askerî geçit töreninin Yunan devlet televizyonu ERT’deki yayını sırasında toplumların kendi tarihlerindeki suçlarla yüzleşebilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Fransa’nın Cezayir’deki uygulamaları ve Vichy yönetiminin Yahudilerin sürgünündeki rolüyle yüzleşmesini, Sovyetler Birliği’nin ise Gorbaçov döneminde Katyn suçunu kabul etmesini örnek gösteren Diamantopoulos, ardından şu soruyu yöneltmiştir:
“Yunan devleti, Yunan ordusunun Küçük Asya’da işlediği suçları ne zaman resmen tanıyacaktır?”
Diamantopoulos, Müslüman kadınlarına yönelik kitlesel tecavüzlerden, öldürmelerden ve askerlerin subayların hoşgörüsü altında gerçekleştirdiğini ileri sürdüğü ağır uygulamalardan söz etmiş; değerlendirmesini Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesine dayandırmıştır.[2]
Burada kavramsal bir ayrım yapmak gerekir. Diamantopoulos’un açıklamasını “Yunan akademisyen Anadolu’da soykırım yaptık dedi” şeklinde aktarmak akademik açıdan doğru değildir. Zira “soykırım” kelimesini kullanmamış; Yunan ordusunun Anadolu’da işlediği suçlardan ve bunlarla yüzleşilmesi gerektiğinden bahsetmiştir.
Açıklamayı dikkat çekici kılan temel husus da budur. Yunan resmî hafızasının ağırlıklı olarak kendi mağduriyetini merkeze aldığı bir ortamda, Yunan bir akademisyen kendi devlet televizyonunda Yunan ordusunun Anadolu’daki eylemlerini tartışmaya açmış ve kendi devletini yüzleşmeye davet etmiştir.
Peki yüzleşilmesi istenen tarihî arka plan nedir?
.jpeg)
Balkan Savaşları: Anadolu’ya Taşınan Acı Hafıza
Türk-Yunan tarihindeki şiddet sarmalını yalnızca 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkan Yunan askerleriyle başlatmak tarihsel arka planı eksik bırakacaktır.
1821 Yunan İsyanı sonrasında şekillenen ve zaman içerisinde “Megali İdea” olarak siyasi bir hedefe dönüşen Yunan yayılmacılığı, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte Girit’ten Makedonya’ya, Mora’dan Epir’e, Ege adalarına ve nihayet Anadolu’ya uzanan bir çizgide etkili olmuştur.
1912-1913 Balkan Savaşları bu bakımdan önemli bir kırılma noktasıdır. Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarının büyük bölümünü kaybetmesi yalnızca siyasi sınırların değişmesi anlamına gelmemiş; Türk ve Müslüman nüfus açısından katliam, yağma, zorla yerinden edilme ve kitlesel göçlerle sonuçlanan büyük bir insani felaketi de beraberinde getirmiştir.
1914 yılında yayımlanan Carnegie Uluslararası Komisyonu Raporu, Balkan Savaşları sırasında Makedonya’daki Türk ve Müslüman nüfusun Yunan, Bulgar ve Sırp orduları ile yeni yönetimler altında maruz kaldığı şiddet ve kötü muamele vakalarını kayda geçirmiştir.[3]
Raporda farklı tarafların işlediği suçların yer alması önemlidir. Bu nedenle 1912’den 1922’ye uzanan dönemi değişmeyen tek bir politikanın kesintisiz uygulanması şeklinde değil; Megali İdea, toprak genişlemesi, milliyetçilik, demografik mücadele ve giderek sertleşen karşılıklı şiddetin tarihsel sürekliliği içerisinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.[4]
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos’un Batı Anadolu talepleri Paris Barış Konferansı’nın gündemine taşınmış ve Balkanlarda genişleyen Megali İdea bu defa Anadolu’ya yönelmiştir.
15 Mayıs 1919: İzmir’de İşgal ve Şiddetin Başlangıcı
Yunan birlikleri, İtilaf Devletleri kararları doğrultusunda 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir’e çıkmıştır.[5] İşgali inceleyen İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan temsilcilerden oluşan Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu, Aydın Vilayeti ve özellikle İzmir’deki iç güvenlik durumunun Yunan askerî çıkarmasını gerektirmediği sonucuna ulaşmış; çıkarmadan önce Hristiyanlara yönelik beklenen bir katliam tehdidinin doğrulanmadığını belirtmiştir.[6]
Türk millî hafızasında gazeteci Hasan Tahsin’in Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkarak öldürülmesi, işgale karşı silahlı direnişin sembolü hâline gelmiştir. Bununla birlikte 1919 Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu, Konak Meydanı civarında ilk ateşin kim tarafından açıldığını kesin biçimde belirleyememiştir.[7] Türk kaynakları da ilk kurşunu atan hakkında benzer ifadeler yer vermektedir.
Nitekim 15 Mayıs 1919 tarihinde gerçekleşen İzmir’in Yunan birliklerince işgali, Türk Ulusal Mücadelesi’nin simgesel eşiklerinden birini oluştursa da işgalin ilk anlarında atılan ve direnişin sembolü hâline gelen "ilk kurşun" eyleminin faili, biçimi ve mekânsal detayları hususunda tarihî literatürde tam bir mutabakat sağlandığını söylemek güçtür. Millî hafızada ve yaygın tarih anlatısında söz konusu eylemin faili olarak Hukuk-ı Beşer gazetesi başyazarı Hasan Tahsin (Gerçek ismi Osman Nevres) ismi öne çıksa da döneme ait belge, tanıklık ve raporlar farklı olasılıklara işaret etmektedir. Nitekim dönemin resmî kayıtlarında ve tanık beyanlarında ilk ateşin Saatçi Aziz Efendi, Germencikli İbrahim, Arap Rasim, Türk subayları, hatta provokasyon amaçlı bir Rum kışkırtıcı ya da Vali İzzet Bey'in raporunda belirtildiği üzere doğrudan bir Yunan askeri tarafından açılmış olabileceği iddia edilmektedir. Mıntıka Müfettişi Yüzbaşı Ziya Bey’in raporunda Hasan Tahsin’in Kordon’da şehit edildiği doğrulanmakla birlikte, ilk kurşunu onun sıktığına dair kesin bir veri sunulmamaktadır. İşgal öncesinde halkın bir kısmının askerî mühimmat depolarını basarak silahlanması şehirde kontrolsüz direniş odakları oluşturmuş, Pasaport Mevkiinden başlatılan işgal yürüyüşü sırasında yaşanan kaos ortamı da olayın kesin tespitini zorlaştırmıştır. Öte yandan, literatürde yer alan ve ilk kurşunun Kemeraltı girişindeki Askerî Otel’den atıldığını veya eylemcilerin yere çökerek nişan aldığını öne süren anlatılar, olayın cereyan ettiği Konak bölgesinin coğrafi gerçekliği ve yaşanan anlık panik ortamı göz önüne alındığında tarihsel açıdan temelsiz kalmaktadır. Sonuç olarak, İzmir’in işgali esnasında atılan ilk kurşun simgesel olarak Hasan Tahsin ismiyle özdeşleşmiş olsa da tarihsel belgeler, olayın faili ve mekânsal detayları hususunda kesinleşmemiş noktaların varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.[8][9][10]
Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu’nun, ilk ateşin ardından yaşananlara ilişkin tespitleri ise oldukça açıktır. Rapora göre Yunan askerleri Konak Meydanı çevresinden kışla ve hükûmet konağına yoğun ateş açmış; esir alınan Osmanlı subayları, askerleri ve devlet görevlileri Patris adlı gemiye götürülürken kötü muameleye uğramış, soyulmuş ve bazıları katledilmiştir.[11]
Komisyon, 15 Mayıs ve takip eden günlerde yaklaşık 2.500 kişinin keyfî şekilde tutuklandığını, bunların arasında 14 yaşından küçük çocukların da bulunduğunu; çok sayıda tutuklunun kötü muamele gördüğünü ve soyulduğunu tespit etmiştir.[12]
Raporda ayrıca Türk halkına ve evlerine yönelik yaygın şiddet ve yağma olayları, kadınlara yönelik cinsel saldırılar ve cinayetler kayda geçirilmiş; Yunan askerlerinin de eylemlere katıldığı ve askerî makamların müdahalede geciktiği belirtilmiştir.[13] Aynı raporda 15 Mayıs günü Türkler arasında ölü ve yaralı toplamının yaklaşık 300-400 kişi olduğu tahmin edilmiştir.[14]
Bunlar yalnızca Türk tarih yazımında ve millî hafızasında yer alan anlatılar değildir; ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcilerinin katıldığı uluslararası bir soruşturmanın da tespitleridir.
İşgal Anadolu’ya Yayılıyor
İzmir’in işgalinden sonra Yunan kuvvetleri Batı Anadolu’nun iç kesimlerine doğru ilerlemiştir. Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu, Yunan Yüksek Komiserliği’nin kendisine tanınan sınırların dışına çıkarak Aydın’ın işgaline ve Manisa-Turgutlu istikametindeki askerî müdahalelere izin verdiğini kaydetmiştir.[15]
Komisyon ayrıca silahlı Rum sivillerin Yunan birliklerine yardım bahanesiyle yağma ve çeşitli aşırılıklara girişmelerine Yunan komutanlığının müsamaha göstermesini hata olarak değerlendirmiştir.[16] Böylece mesele yalnızca İzmir’in işgali olmaktan çıkmış, Anadolu’nun iç kesimlerine doğru genişleyen askerî harekâtın sivil nüfus üzerindeki sonuçları hâline gelmiştir.
Yalova-Gemlik: Uluslararası Komisyonun “Sistematik Plan” Tespiti
Yunan işgal döneminin en önemli belgelerinden biri, 1921 yılında Yalova ve Gemlik bölgesinde incelemeler yapan Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu’nun raporudur.
İngiliz Parlamentosuna sunulan Reports on Atrocities in the Districts of Yalova and Guemlek and in the Ismid Peninsula başlıklı belge, hadiseleri yerinde inceleyen uluslararası bir heyetin tespitlerini içermektedir.[17]
Raporda ziyaret edilen Türk köylerinin büyük bölümünün terk edilmiş olduğu; çoğunun yağmalanıp yakıldığı ve halkın dağlara veya başka bölgelere dağıldığı belirtilmiştir. Kapaklı ve Karacaali gibi köylerde savunmasız yaşlıların ve kadınların öldürüldüğü doğrudan tespit edilmiştir.[18]
Komisyon, Türk makamlarınca bildirilen bazı aşırı vahşet iddialarının tamamını doğrulayamadığını da açıkça kaydetmiştir.[19] Buna karşılık Türk köylerinin yakılması ve yağmalanmasının sistematik bir nitelik gösterdiği, Yunan ve Ermeni silahlı grupların eylemlerine Yunan düzenli birliklerinin de katıldığı belirtilmiştir.[20]
Daha önemlisi, Komisyon Yunan ordusunun işgalindeki Yalova-Gemlik bölgesinde Türk köylerinin yok edilmesine ve Türk nüfusunun ortadan kaldırılmasına yönelik sistematik bir plan bulunduğu kanaatine varmıştır.[21]
Aynı rapor Kemalist kuvvetler ve grupların bazı Hristiyan yerleşimlerine yönelik ağır suç ithamlarını da kaydetmiştir.[22] Bu ayrıntı, raporun yalnızca tek bir tarafın suçlarını kayda geçiren siyasi bir metin değil, karşılaştığı farklı ihlalleri belgeleyen bir inceleme olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
1922: Askerî Yenilgi ve Geri Çekilirken Bırakılan Anadolu
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’taki Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunan Anadolu harekâtının askerî sonunu hazırlamıştır. Yunan ordusunun İzmir istikametindeki geri çekilişi sırasında Batı Anadolu’da çok sayıda yerleşim yeri ağır tahribata uğramıştır.
Bu konuda dikkat çekici belgelerden biri ABD Konsolos Yardımcısı James Loder Park’ın raporudur. Park, Yunan ordusunun çekilmesinden sonra Menemen, Manisa, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir hattında incelemeler yapmış; gözlemlerini 11 Nisan 1923 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığına göndermiştir.[23]
Park’ın raporu üzerinde yapılan akademik inceleme, söz konusu bölgelerdeki yıkımı Türk makamlarının verdiği bilgiler ve yerel tanıklıklarla karşılaştırarak kayda geçirmektedir.[24] Manisa, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir’deki tahribat, askerî yenilginin yalnızca cephede kalmadığını; geri çekilme güzergâhındaki sivil yerleşimlerin de ağır bedel ödediğini göstermektedir.
İzmir yangını gibi faili ve gelişimi tarih yazımında tartışmalı olan hadiseleri, Batı Anadolu’nun iç kesimlerindeki belgelenmiş tahribatla birbirine karıştırmamak gerekir. Tarihî tezlerin gücü, tartışmalı hadiseleri kesin hüküm hâline getirmekten değil, doğrulanabilir belgeleri öne çıkarmaktan gelmektedir.
Lozan’ın 59. Maddesi: Hukuki Bir Kayıt
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesi, tartışmanın en önemli hukuki dayanaklarından biridir.
59. maddede Yunanistan, Yunan ordusu veya yönetiminin Anadolu’da savaş hukukuna aykırı eylemlerinden kaynaklanan zararları tazmin etme yükümlülüğünü kabul etmektedir. Türkiye ise Yunanistan’ın savaş sonrasındaki mali durumunu dikkate alarak tazminat taleplerinden vazgeçmiştir.[25]
Bu hüküm son derece önemlidir.
Yunan ordusunun Anadolu’da savaş hukukuna aykırı eylemler gerçekleştirdiği hususu yalnızca Türk tarih yazımında ileri sürülen bir iddia değildir; 1923 yılında tarafların imzaladığı uluslararası bir barış antlaşmasına girmiş hukuki bir kayıttır.
Prof. Dr. Diamantopoulos’un 2026 yılında ERT ekranlarından 59. maddeyi hatırlatması da bu nedenle dikkat çekicidir. Belge yüz yılı aşkın süredir oradadır.
Tartışılması gereken, belgenin varlığı değil; Yunan kolektif hafızasında neden yeterince görünür olmadığıdır.
Tek Taraflı Hafıza Barış Üretebilir mi?
Yunanistan 1994 yılında kabul ettiği mevzuatla 19 Mayıs’ı Pontus Rumlarına ilişkin anma günü hâline getirmiş ve bu yöndeki iddiaları resmî söylemin bir parçası yapmıştır.[26]
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ise 19 Mayıs 2026 tarihli açıklamasında bu iddiaları reddetmiş; Yunan ordusunun Batı Anadolu’daki savaş suçlarının Müttefik Devletler Tahkikat Komisyonu raporlarında belgelendiğini ve Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesinde kayıt altına alındığını hatırlatmıştır.[27]
Türk-Yunan tarih tartışmasının temel sorunlarından biri burada ortaya çıkmaktadır.
Hiç şüphesiz Balkan Savaşlarından Millî Mücadele’nin sonuna kadar geçen uzun savaş döneminde farklı topluluklardan çok sayıda sivil ağır acılar yaşamıştır. Bu acılardan birini diğerini inkâr etmek için kullanmak tarih biliminin amacı olamaz.
Ancak bir devlet kendi toplumunun yaşadığı acıları uluslararası siyasetin sürekli gündemine taşırken, kendi ordusunun başka bir toplum üzerinde gerçekleştirdiği ve uluslararası soruşturma raporları ile Lozan Antlaşması’nda karşılığı bulunan eylemlerini kamusal hafızasının dışında bırakıyorsa burada ciddi bir tarihsel asimetri ortaya çıkmaktadır.
Prof. Diamantopoulos’un çıkışını önemli kılan husus da budur.
Sonuç: Yüzleşme Geçmişi Değil, Geleceği İlgilendirir
1912-1913 Balkan Savaşlarından 15 Mayıs 1919 İzmir işgaline, Yalova-Gemlik hadiselerinden 1922’de Batı Anadolu’daki geri çekilme tahribatına ve nihayet Lozan’ın 59. maddesine kadar uzanan süreç; Türk-Yunan ilişkilerinin yalnızca Yunan mağduriyetini merkeze alan tek yönlü bir tarih anlatısıyla açıklanamayacağını göstermektedir.
Üstelik elimizde yalnızca Türk belgeleri bulunmamaktadır.
1914 tarihli Carnegie Uluslararası Komisyonu Raporu vardır. Rapor Carnegie Endowment for International Peace tarafından Publication No. 4 olarak yayımlanmış; Library of Congress’te DR46.I6, LCCN sisteminde 14013317,Library’de OL7075009M, Internet Archive’da reportofinternat00inteiala tanımlayıcısıyla kayıt altına alınmıştır.[28]
1919 tarihli Müttefiklerarası İzmir Tahkik Komisyonu Raporu vardır. Belge, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Foreign Relations of the United States, The Paris Peace Conference, 1919, Volume IX serisi içerisinde “Appendix A to HD–878” başlığıyla yayımlanmıştır.[29]
1921 tarihli Yalova-Gemlik ve İzmit Yarımadası Müttefiklerarası Tahkik Komisyonu Raporu vardır. Resmî belge kimliği Turkey No. 1 (1921), Cmd. 1478’dir. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’nde B.I/6114,Library’de OL14038449M, Internet Archive’da reportsonatrocit00interich, Project Gutenberg’de eBook No. 73839 numarasıyla kayıtlıdır.[30]
Arnold J. Toynbee’nin Anadolu’daki gözlem ve incelemeleri vardır.[31]
ABD Konsolos Yardımcısı James Loder Park’ın 11 Nisan 1923 tarihli raporu vardır. Rapora ilişkin akademik çalışmada arşiv numarası NARA 767.68116/34 olarak gösterilmektedir.[32]
Ve nihayet Lozan Barış Antlaşması’nın 59. maddesi vardır.[33]
Dolayısıyla bugün sorulması gereken mesele, “Yunan ordusu Anadolu’da savaş hukukuna aykırı eylemlerde bulundu mu?” sorusunun ötesine geçmiştir.
Asıl soru şudur:
Yunanistan, kendi toplumunun tarihî acılarını dünyaya anlatırken Türk ve Müslüman halkın yaşadığı acıları da aynı tarihsel vicdan ve cesaretle değerlendirebilecek midir?
Tarihle yüzleşmek bir milleti küçültmez. Aksine bir toplumun kendi tarihindeki karanlık sayfaları konuşabilmesi, tarihsel ve demokratik olgunluğunun göstergesidir.
Bu nedenle Prof. Thanasis Diamantopoulos’un Yunan devlet televizyonundan yükselen sözleri, yalnızca geçmişe yönelik bir tartışma olarak görülmemelidir. Bu çıkış, gelecekte ortak bir tarih dili kurulabilmesi için değerlendirilmesi gereken bir çağrıdır.
Zira kalıcı Türk-Yunan barışı; taraflardan birinin sürekli suçlandığı, diğerinin ise yalnızca mağduriyetlerinin hatırlandığı seçici bir tarih anlayışı üzerine kurulamaz.
Tarih unutularak değil, bütün yönleriyle anlaşılabildiğinde barışın hizmetine girebilir.
:
İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTURK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
Dipnotlar
[1] Hellenic Republic, Ministry of Foreign Affairs, “Greeks of Minor Asia and Pontus”, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, https://www.mfa.gr/en/foreign-policy/foreign-policy-issues/issues-of-greek-turkish-relations/the-greek-minority-and-its-foundations-in-istanbul-gokceada-imvros-and-bozcaada-tenedos/greeks-of-minor-asia-and-pontus/ (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[2] Panagiotis Liakos, “Στην ΕΡΤ τα ‘εγκλήματα’ του Ελληνικού Στρατού!”, Dimokratia, 15.07.2026, https://www.dimokratia.gr/apopseis/720801/stin-ert-ta-egklimata-toy-ellinikoy-stratoy/ (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[3] Carnegie Endowment for International Peace, Report of the International Commission to Inquire into the Causes and Conduct of the Balkan Wars, Washington D.C., 1914, Division of Intercourse and Education, Publication No. 4; Library of Congress Sınıflaması: DR46 .I6; LCCN: 14013317;Library: OL7075009M; Internet Archive: reportofinternat00inteiala, https://archive.org/details/reportofinternat00inteiala (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[4] Carnegie Endowment for International Peace, a.g.e.
[5] Inter-Allied Commission of Inquiry, “Report of the Inter-Allied Commission of Inquiry on the Greek Occupation of Smyrna and Adjacent Territories”, Constantinople, 07.10.1919, Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, The Paris Peace Conference, 1919, Vol. IX, Appendix A to HD–878, Office of the Historian, U.S. Department of State, https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1919Parisv09/d3 (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[6] Inter-Allied Commission of Inquiry, “Statement of Facts Which Have Arisen Since the Occupation and Which Have Been Established During the Inquiry Between August 12 and October 6, 1919”, 07.10.1919, a.g.r.
[7] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 11.
[8] Mithat Kadri Vural, “Hasan Tahsin ve “İlk Kurşun Üzerine Bir Literatür Analizi”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C 34, S 1, 2019, s. 281-310. https://dergipark.org.tr/tr/pub/egetid/article/596151 (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[9] Çınar Atay, “İzmir İşgalinin Başlangıcı ve Sonu 2-15 Mayıs 1919 ve 9-13 Eylül 1922”, Mora Katliamı ve Anadolu'da Yunan Mezalimi Sempozyumu 15-16 Kasım 2021 Bildiriler Kitabı, ed. Neşe Özden, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2024, s. 478-480.
[10] Hüseyin Alpaslan, Millî Mücadele Döneminin Mihenk Taşları, Gece Kitaplığı, 2021, s. 25-30.
[11] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 12-13.
[12] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 14.
[13] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 15.
[14] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 16.
[15] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 20.
[16] Inter-Allied Commission of Inquiry, a.g.r., Madde 22.
[17] Inter-Allied Commission of Enquiry, Reports on Atrocities in the Districts of Yalova and Guemlek and in the Ismid Peninsula, London, His Majesty’s Stationery Office, 1921, Turkey No. 1 (1921), Cmd. 1478; Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Yer No: B.I/6114;Library: OL14038449M; Internet Archive: reportsonatrocit00interich; Project Gutenberg eBook No: 73839, https://www.gutenberg.org/files/73839/73839-h/73839-h.htm (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[18] Inter-Allied Commission of Enquiry, a.g.r., 23.05.1921, Bölüm 6 (a)-(c).
[19] Inter-Allied Commission of Enquiry, a.g.r., Bölüm 6(c).
[20] Inter-Allied Commission of Enquiry, a.g.r., Bölüm 6(j).
[21] Inter-Allied Commission of Enquiry, a.g.r., Bölüm 7.
[22] Inter-Allied Commission of Enquiry, a.g.r., Bölüm 6(g)-(i).
[23] Elçin Yılmaz, “İzmir Amerikan Konsolos Yardımcısı James Loder Park’ın Yunanların Gerçekleştirdiği Tahribata İlişkin Raporu”, Journal of History School/Tarih Okulu Dergisi, S. 62, 2023, s. 29-50. Çalışmada James Loder Park’ın 11.04.1923 tarihli raporunun arşiv numarası NARA 767.68116/34 olarak gösterilmektedir, https://www.researchgate.net/publication/369645179_IZMIR_AMERIKAN_KONSOLOS_YARDIMCISI_JAMES_LODER_PARK%27IN_YUNANLARIN_GERCEKLESTIRDIGI_TAHRIBATA_ILISKIN_RAPORU (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[24] Elçin Yılmaz, a.g.m., s. 29-50.
[25] Treaty of Peace with Turkey Signed at Lausanne, 24 July 1923, Article 59, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, https://www.mfa.gov.tr/lausanne-peace-treaty-part-ii_-financial-clauses.en.mfa (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[26] Hellenic Republic, Ministry of Foreign Affairs, “Greeks of Minor Asia and Pontus”, a.g.k.
[27] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “No: 95, 19 Mayıs 2026, Yunanistan’da 19 Mayıs 2026 Tarihinde Düzenlenen Bazı Etkinlikler ve Yapılan Açıklamalar Hk.”, 19.05.2026, https://www.mfa.gov.tr/no_-95_-yunanistan-da-19-mayis-2026-tarihinde-duzenlenen-bazi-etkinlikler-ve-yapilan-aciklamalar-hk.tr.mfa (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[28] Carnegie Endowment for International Peace, Report of the International Commission to Inquire into the Causes and Conduct of the Balkan Wars, Division of Intercourse and Education, Publication No. 4, Washington D.C., 1914; Library of Congress Sınıflaması: DR46 .I6; LCCN: 14013317;Library: OL7075009M; Internet Archive: reportofinternat00inteiala, https://archive.org/details/reportofinternat00inteiala (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[29] Inter-Allied Commission of Inquiry, “Report of the Inter-Allied Commission of Inquiry on the Greek Occupation of Smyrna and Adjacent Territories”, Constantinople, 07.10.1919, Papers Relating to the Foreign Relations of the United States, The Paris Peace Conference, 1919, Vol. IX, Appendix A to HD–878, Office of the Historian, U.S. Department of State, https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1919Parisv09/d3 (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[30] Inter-Allied Commission of Enquiry, Reports on Atrocities in the Districts of Yalova and Guemlek and in the Ismid Peninsula, Turkey No. 1 (1921), Cmd. 1478, His Majesty's Stationery Office, London, 1921; Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi Yer No: B.I/6114;Library: OL14038449M; Internet Archive: reportsonatrocit00interich; Project Gutenberg eBook No. 73839, https://www.gutenberg.org/files/73839/73839-h/73839-h.htm (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[31] Arnold J. Toynbee, The Western Question in Greece and Turkey: A Study in the Contact of Civilisations, Constable and Company Ltd., London, 1922;Library: OL23359265M; Internet Archive: westernquestioni00toynrich; LCCN: 22017606, https://archive.org/details/westernquestioni00toynrich (Erişim Tarihi: 29.07.2026). Ayrıca bkz. mevcut Wikimedia Commons bağlantısı.
[32] Elçin Yılmaz, “İzmir Amerikan Konsolos Yardımcısı James Loder Park'ın Yunanların Gerçekleştirdiği Tahribata İlişkin Raporu”, Tarih Okulu Dergisi (Journal of History School), S. 62, 2023, s. 29-50. Yılmaz'ın çalışmasında James Loder Park'ın 11.04.1923 tarihli raporu NARA 767.68116/34 arşiv numarasıyla gösterilmektedir, https://www.researchgate.net/publication/369645179_IZMIR_AMERIKAN_KONSOLOS_YARDIMCISI_JAMES_LODER_PARK%27IN_YUNANLARIN_GERCEKLESTIRDIGI_TAHRIBATA_ILISKIN_RAPORU (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
[33] Treaty of Peace with Turkey Signed at Lausanne, 24 July 1923, Part II, Financial Clauses, Article 59, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, https://www.mfa.gov.tr/lausanne-peace-treaty-part-ii_-financial-clauses.en.mfa (Erişim Tarihi: 29.07.2026).
- Ege’de Yumuşama mı, Silahlı Denge Arayışı mı?
- Türk Devletleri Teşkilatı’nın Sessiz Dönüşümü: Kültürel İş Birliğinden Jeostratejik Güç Birliğine
- Meloni Dönemi İtalya’sı, Roma Mirası ve Türkiye Merkezli Jeopolitik Tartışmalar
- Gagavuzya'nın Özerk Statüsünün Daraltılması Tartışmaları: Tarihsel Süreç, Uluslararası Hukuk ve Türk Dünyasının Diplomatik İhtiyatı
- NATO’nun Dönüşümü ve Türkiye’nin Yükselen Jeostratejik Konumu: Savunma Sanayii, Çok Kutupluluk ve Merkez Ülke Perspektifi
- Rus Stratejik Söyleminde Türkiye'nin Yükselen Bölgesel Rolü: 2025 Analizinin Bir Yıl Sonra Değerlendirilmesi
- Karadeniz'de Jeopolitik Rekabet ve Türkiye: NATO'nun Yeni Stratejik Yaklaşımı Çerçevesinde Güvenlik Riskleri ve Stratejik Denge Arayışı
- Karadeniz’in Yeniden Küresel Rekabet Alanına Dönüşmesi ve Türk Dünyasına Jeopolitik Yansımaları
- ABD'nin Doğu Akdeniz Gateway Yasası: Türkiye'nin Jeostratejik Gerçekliğini Yok Sayan Stratejik Hata
- Trump'ın İran Paradoksu: Reddedilen Anlaşmadan Daha Esnek Bir Mutabakata Doğru
- ABD-İran Geriliminde İslamabad Eşiği: Barış mı, Taktik Mola mı?
- Ermenistan’da 2026 Parlamento Seçimleri ve Güney Kafkasya’nın Jeopolitik Geleceği: Paşinyan’ın Güçlenen Meşruiyeti, Bölgesel Güç Rekabeti ve Normalleşme Süreçleri