-
Tarihçi-Yazar Hüseyin Alpaslan
Tarih: 11-10-2026 15:08:00
Güncelleme: 11-10-2026 15:08:00
Son yıllarda popüler tarihçiliğin en sık düştüğü hatalardan biri, geçmişin karmaşık ve fırtınalı olaylarını günümüzün konforlu koltuklarından “hainlik” ve “kahramanlık” gibi sığ parantezlere hapsetmektir. Bu haksızlığın en büyüğü de şüphesiz İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yapılmaktadır. İttihatçıları “Osmanlı’yı bilerek parçalayan bir çete” olarak sunmak, sadece tarihsel gerçekleri çarpıtmakla kalmaz; o dönemin trajediyle örülü varoluş mücadelesini de yok sayar.
Oysa tarihi doğru okuyanlar bilir ki; Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma süreci İttihatçıların iktidara gelişiyle başlamamıştır. Devleti asıl ilmiğe mahkûm eden süreç, 1881’de Düyun-u Umûmiye’nin kurulmasıyla Osmanlı ekonomisinin ve mali bağımsızlığının Avrupalı devletlerin ipoteği altına girmesidir. Düyun-u Umumiye, devletin vergi gelirlerine el koyan, adeta “devlet içinde devlet” haline gelen ekonomik bir işgal mekanizmasıydı. İttihat ve Terakki kadroları, işte bu ekonomik ve siyasi felaketin içine doğmuş; çökmekte olan yapıyı gidişattan çekip çıkarmak isteyen genç, idealist ve vatansever subaylar ile aydınlardan oluşuyordu.
Reval Tehdidi ve Meşrutiyet İdealizmi
İttihatçıların hareket noktası bir macera arzusu değil, yaklaşan somut bir felaketti. 1908 Reval Görüşmeleri’nde İngiltere ve Rusya, Osmanlı’nın Rumeli topraklarını (Makedonya’yı) kendi aralarında paylaşma projelerini masaya yatırmışlardı. Sarayın baskıcı ve pasif yönetimiyle bu paylaşımın önüne geçilemeyeceğini gören genç kadrolar, dönemin dünya konjonktürüne uygun bir vizyon ortaya koydular: Meşrutiyet.
İttihatçılara göre, kanuni bir düzen, anayasal bir yönetim ve meclisin yeniden açılması; imparatorluğu oluşturan farklı unsurları ortak bir "Osmanlılık" kimliğinde birleştirecek ve Batılı devletlerin "Gayrimüslimleri koruma" bahanesiyle iç işlerimize müdahale etmesini engelleyecekti. Yani II. Meşrutiyet, saltanata karşı hırslı bir başkaldırı değil; devleti parçalanmaktan kurtaracak son siyasi reçeteydi.Tecrübesizlik mi, İhanet mi?.jpg)
Elbette İttihat ve Terakki’nin hataları yok değildi. Devlet idaresindeki acemilikleri, siyasi tecrübesizlikleri ve zaman zaman sergiledikleri sert, dikte edici yönetim anlayışı yadsınamaz. Ancak bir insanın ya da kadronun politik tecrübesizliği ile hatalar yapması başka bir şeydir, "vatan haini" olması bambaşka bir şeydir.
İttihatçıların harcadığı her mesai, döktüğü her ter ve aldığı her risk; çatırdayan devleti ayakta tutabilmek içindi. Kapitülasyonları tek taraflı kaldırarak mali bağımsızlığı ilan eden, milli iktisat politikalarını başlatan, orduyu modernize eden ve yerel örgütlenme bilincini aşılayanlar yine bu kadrolardı.
I. Dünya Savaşı Bir Tercih Değildi
İttihat ve Terakki’ye yöneltilen en büyük suçlamalardan biri de devleti I. Dünya Savaşı’na güle oynaya soktukları iddiasıdır. Oysa dönemin gizli arşivleri ve diplomatik yazışmaları açıkça gösterir ki; İttihatçı hükûmet savaştan önce kapı kapı gezerek İngiltere ve Fransa ile ittifak kurmak istemiştir. Ancak İtilaf Devletleri’nin nihai hedefi zaten Osmanlı topraklarını paylaşmak olduğu için Türkiye’yi yalnızlığa ve tarafsız kalarak parçalanmaya mahkûm etmek istediler.
Osmanlı için I. Dünya Savaşı bir "keyif tercihi" değil, kaçınılmaz bir varoluş zorunluluğuydu. Alman ittifakı, yalnızlaştırılan ve paylaşım masasına yatırılan bir devletin denize düşüp sarıldığı son çareydi.
Cumhuriyet’e Uzanan Mayayı Attılar
Sonuç olarak; İttihat ve Terakki, 19. yüzyılın sonlarında ilmek ilmek örülen parçalanma projesine karşı gövdesini siper etmiş, gücü ve imkânları nispetinde mücadele vermiş samimi bir vatanseverler kuşağıdır.
Onların Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de ve Bakü’de gösterdikleri direnç; Teşkilat-ı Mahsusa üzerinden kurdukları örgütlenme ağı, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının liderliğinde verilecek olan Millî Mücadele’nin insan kaynağını ve fikri altyapısını oluşturmuştur. İttihatçıları hain ilan etmek, Cumhuriyet’e giden yoldaki en ağır yükü omuzlayan o trajedi dolu kuşağın aziz hatırasına ve tarihsel hakikate yapılan en büyük haksızlıktır.
Hüseyin Alpaslan
Tarihçi-Yazar
- PROPAGANDA HARBİ VE DİPLOMATİK KUŞATMA: MAVİ KİTAP DEZENFORMASYONU
- MERSENİ DERESİ KATLİAMI
- Belgeler Işığında 1915 Ermeni Komite Faaliyetleri: Lojistik Ağ, Askerî Hazırlıklar ve Stratejik Boyut
- 1922'DEN BUGÜNE DERSLER
- TARİHSEL HAFIZA, İÇ CEPHE VE BEKA
- LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI’NIN KISA TARİHSEL ANALİZİ
- KOD ADI ZEYTUN: BİR ASIRLIK KUŞATMANIN ANATOMİSİ
- İSRAİL’İN SOYKIRIM KARARI KARŞISINDA TARİH, HUKUK VE ARŞİV GERÇEKLERİ
- NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE: BİR ERMENİ VATANSEVER: BERÇ KERESTECİYAN TÜRKER
- MUSA DAĞI’NDAN BEKA’YA: ERMENİ KOMİTELERİNDEN PKK’YA UZANAN İHANET HATTI
- ZAMANSIZ DÖNGÜ: 1915’İN VESİKALARINDAN GÜNÜMÜZ ERMENİSTAN SEÇİMLERİNE ARAÇSALLAŞTIRILAN İRADELER
- ON EMİR EFSANESİ VE GERÇEKLER